Blog

Kafelerde Satranç


Turnuvalardaki rekabetçi ortam, müsabakalarda başarılı olmak için alınan eğitimler ve gelişme iddiasındaki oyunculara hitaben hazırlanmış kaynaklar, satrancın en fazla ilgi duyulan sportif yönüne hizmet etmekte. Bu gerçeğe herhangi bir itiraz söz konusu olamaz; ancak, satrancı yalnızca bu yönünden ibaret saymak doğru olabilir mi?

Reyting, ünvan ve şampiyonlukların heyecanı içinde, satrancın sahip olduğu eşsiz hazineyi çoğu zaman unutuyoruz: "Satranç Kültürü". Hâlbuki satranç en başında, bir kültürel etkinlik olarak yola çıkmamış mıydı?

Satrançseverler Derneği'nin bir süredir düzenlemekte olduğu 'satranç & kafe buluşmaları'nı ilgiyle takip ediyorum. Herhangi bir kazanım beklentisi olmadan, yalnızca ve yalnızca satrancın izole olmayan, daha sosyal mekânlarda, kitlelerce oynanır olması için ortaya konan çabalar benim gözümde çok değerli. Bu buluşmaları izlerken, zihnimde ancak satranç tarihine ilişkin kitaplarda rastladığımız o ortamlar canlanıyor...


Satrancın kafelerde yer bulduğu kentlerin başında Viyana gelmekte. Günümüzde tarihi kimliğiyle turistik bir mekân olan Café Central'ın bir dönem "Die Schachhochschule" ifadesiyle anılması bu durumun bir göstergesi. Daha önce fotoğraflarını paylaştığım 'Schach und Spiele''nin kurucusu Michael Ehn'in kitabı da işte bu kültürü inceliyor:


- Bir aydınlanma forumu olarak kahvehaneler
- Büyük satranç ustası Johann Baptist Allgaier
- İlk satranç kitapları ve ustaları
- Satrancın altın çağları
- Viyana satranç topluluğu ve ustaları
- İlk Dünya Satranç Şampiyonu Wilhelm Steinitz
- Yüzyılın başında Viyana satranç sahnesi
- Carl Schlechter - sessiz dahi ve neredeyse Dünya Şampiyonu
- Satranç dünyasının merkezinde
- Kadın satrancı
- Satranç tahtasındaki ünlüler
- Siyasallaşma ve Anti-Semitizm
- Üç Viyanalı ustanın portresi
- Serbest Satranç (Hipermodernler)

Bir spor branşına ait atmosferin yerleşik bir hal alabilmesi için birbirinden bağımsız birçok farklı şartın yerine getirilmiş olması gerekir. Her biri önemli olan bu şartlar, farkında olmadan birbirlerini de besler. Öyle olması kültürel yönün amacı hiçbir zaman değil, ancak sportif başarının sürekliliği için ona ve geleneklere ihtiyaç mutlak!

- Geniales Schach im Wiener Kaffeehaus 1750-1918 (Michael Ehn, Edition Steinbauer 2017) 
Devamını oku

'It's Only Me'


"Zarfa değil, mazrufa bak" demiş atalarımız. Yine de, satranç kitaplarında verilmek istenen mesajın böylesine çarpıcı şekilde yer bulmasına nadiren rastlandığından, Lawton'ın İngilizlerin ilk Büyükustası hakkında yazılanları derlediği çalışmasını tereddütsüz edinmek istedim.
 
--- "It's Only Me" ---

Dikkatli okur, bunun bir anagram olduğunun farkına hemen varır. Sıra dışı oyun tarzının yanı sıra, kişiliğiyle de nevi şahsına münhasır bir Büyükusta olan Tony Miles hakkındaki kitap için seçilebilecek en uygun isim herhalde bu olsa gerek.

Makalelerde yazının sonunda bazı anahtar kelimelere yer verilir. Miles hakkındaki paylaşımda, epey tuhaf anahtar kelimeler göreceksiniz:
- Jim Slater
- "Kablo"
- Büyükusta
- 1 e4 a6!?
- "Tam bir saçmalık"
- Birmingham

Yukarıda sıralanmış kelimelerin, tarihte bugün doğmuş olan Anthony Miles'ın (1955-2001) hayatındaki karşılıklarını bulabileceğiniz kapsamlı derlemede, aralarında kaybettiği partiler de olan oyun koleksiyonu da, Miles'ın samimi analizleriyle okurlarla buluşuyor.

Bugünlerde baskısını zor bulabileceğiniz, harika bir kitap.

- Tony Miles: 'It's Only Me': England's First Chess Grandmaster, Geoff Lawton (Batsford 2003)
Devamını oku

Satranç Kulüpleri ve Bir Kitap


Satrançseverlerin tamamı için geçerli mi, emin değilim; ancak tarihi geçmişe sahip kulüpler beni en fazla duygulandıran oluşumlar. Satrancın, farklı bir yöne savrularak bambaşka bir boyut kazanmasıyla, 'kulüp' dendiğinde artık ilk akla gelen yapılar eğitim merkezleri. Oysa çok değil; bundan yirmi yıl kadar önce, satranç dünyasının nabzı, yediden yetmişe herkese hitap eden 'dernek' ve 'kulüp'lerde atmaktaydı.

Marshall Satranç Kulübü ile birlikte New York'un en meşhur kulübü olan Manhattan Satranç Kulübü, imkânı olan bir grup satrançseverin girişimleriyle 1877 yılında kurulur. 1886 ve 1890/91 yıllarındaki ünvan maçlarına ev sahipliği yaptıktan sonra, en büyük organizasyonlarını 1924 ve 1927 New York Uluslararası Satranç Turnuvaları'yla gerçekleştirir. Sonraları ise uzun müddet bu çapta bir etkinlik düzenleyemez. Olumsuzluğun esas sebebi coğrafi meselelerdir: Dünyanın en kuvvetli oyuncuları olan Avrupalı ustaların Amerika'da oynamalarının önünde, mesafeler önemli bir engel teşkil edince, satranç dünyasının kalbi o yıllarda Yeni Dünya'dan ziyade Avrupa'da atar.

ABD satrancının önde gelen isimleri Reshevsky, Fine, Horowitz, Steiner ve Kashdan, satranç olimpiyatlarının dışında ülkelerini temsil edebilecekleri fırsatları pek yakalayamazlar. Bir uluslararası turnuvayı ABD'de düzenlemekten başka bir çare yoktur. Capablanca'nın Alekhine'in önünde kazandığı önemli turnuvadan 21 yıl sonra, zorlu görevi yerine getirebilmek için Manhattan Satranç Kulübü patronlarının eline bir fırsat geçer: Euwe, Najdorf ve Ståhlberg Aralık 1948'de, birbirlerinden habersiz, New York'ta olacaklardır. Heyecan verici haberi alan Kulüp Başkan Yardımcısı Sidney Kenton, bir turnuva düzenlenmesi planını satrançsever dostlarıyla paylaşır ve kısa süre içinde hatırı sayılır bir tutar ($5.800) organizasyon için toplanır. 

Etkinlikten çekilen Ståhlberg'in yerine Pilnik'in katılınca, turnuva tekrar kuvvetli bir kimliğe bürünür. Kura sonrasında isimler sırasıyla şu şekilde yer alır: Steiner, Kramer, Najdorf, Kashdan, Fine, Euwe, Bisguier, Pilnik, Denker, Horowitz. Turnuvayı 8/9 puanla, en yakın rakibinin 1,5 puan önünde kazanan Reuben Fine'dır. Anlaşılan, mesleki zorunluluklardan dolayı 10 yılı aşkın bir süredir satrançtan uzak kalmasının, Amerikalı ustanın oyunu üzerinde bir tesiri olmamıştır. Najdorf ikinci olurken, Euwe ve Pilnik üçüncülüğü paylaşır.

Ödül töreni 4 Ocak 1949'ta, turnuvanın diğer hamisi Wertheim'ın evinde düzenlenir. Buluşmaya Montreal'deki işleri sebebiyle Euwe katılamaz, fakat kendisinin yerini beklenmedik şekilde dolduran, FIDE Başkan Yardımcı Rogard olur.

Turnuva kitapları tek başlarına, mükemmel buluşmaları unutulmaz kılan unsurlar değil elbette. Kiminin maddi desteği, kiminin oyuncu olarak katılımı, kiminin ise yalnızca orada olmasıyla sözü geçen turnuvalar düzenlenebiliyor, etkinlikler yapılabiliyor. Güçlükler içinde başarılanlar ise, boyutu ne büyüklükte olursa olsun, her şeyden anlamlı oluyor.

Manhattan Satranç Kulübü'nün kitabını görür görmez, aklıma bugünlerde küllerinden doğan İstanbul Satranç Derneği ve üzerinde emeği geçenler geldi. Hayatın akışının hızlandığı ve her şeyin çabuk tüketildiği günümüzde bir satranç derneğini ayakta tutabilmek, elbette ki kolay değil. Fakat onun tarihine saygı duyan, anılarına sahip çıkan satrançseverler oldukça her şey mümkün!

- The Book of the International Chess Tournament New York 1948-49, Hans Kmoch (Albert Pinkus & 'Chess' Sutton Coldfield England, 1950).
Devamını oku

Etütler ve Büyükustalar


Son birkaç paylaşımda hakkında yazmaya çalıştığım etütlerin, pratik satranca olan etkisinin ölçüsü hep bir tartışma konusu olmuştur. Evet, doğru; bir taşın, tahta üzerinde sahip olabileceği becerinin en yalın ve açık şekilde sergilendiği mecra kurgu konumlar olur. Etütlerde taşlar arasında kurulan işbirliğiyle ortaya çıkan temalar, onlar üzerinde uğraş vermiş satrançsever için zamanla kalıplara dönüşünce, kendisinin oyunsonu safhasındaki maharetinin de artacağı söylenir.

Bu 'gerçekler' bilimesine karşın, etütlerin satranç pratiğine olan faydasının, açılışlar, ya da oyunortasında kullanılan taktik temalar hakkındaki bilgilere kıyasla sınırlı kaldığına yönelik bir genel kabul de bulunur.

Fotoğrafta sunulan kitap ise, 1982'de Fizkultura i Sport yayınevi tarafından yayımlanır...


Gia Nadareishvili (1921-1991)

Tiflis doğumlu Gia Nadareishvili, Sovyet döneminin önde gelen kompozitörleri arasında yer alır. Etütlere olan 'mesafeli' yaklaşımı kırmak adına kaleme aldığı kitabın ismi "Büyükustaların Gözünden Etütler"'dir. Eseri, etütler hakkındaki diğer çalışmalardan farklı kılan ise, kitapta sunulan 312 etüdün 43 Büyükusta'nın yorumlarıyla okurlarla buluşturulmuş olmasıdır. 6. Dünya Şampiyonu Mikhail Botvinnik bu sıradışı durumu şu sözlerle yorumlar:

"Etüt koleksiyonları daha önce birçok kez yayımlanmış olmasına rağmen, elinizdeki kitap orijinal ve benzersizdir. Özgünlüğü etütlerin, dünyanın önde gelen satranç oyuncularının (dokuz dünya şampiyonu da dahil olmak üzere) notları eşliğinde sunulmasında yatmaktadır. Pratik oyundan emekli olalı on yıldan fazla geçmesine rağmen, okurların bana, kendimi hâlâ bir 'lider' olarak gördüğüm için kızmayacaklarını umuyorum. Problemlerin aksine, etütler pratik oyuna yakındır; satranç oyuncusunun doğru hamleyi bulmak için kullandıkları algoritma, etüt çözücüleriyle yaklaşık olarak aynıdır. Bu nedenle, Büyükustaların etütleri nasıl değerlendirdiklerini öğrenmek oldukça ilginçtir.
Nadareishvili topladığı etütleri Büyükustalara dayatmadı; yola onların etütlerden etkilenmesini sağlamaya çalışarak koyuldu. Gia Antonovich'in bu kadar farklı insanı tek bir kitapta bir araya getirmeyi başarması ise oldukça ilginçtir - sonuçta, satranç oyuncuları ne kadar güçlüyse, aralarındaki ilişkilerin de o kadar gergin olduğu bilinir! Anlaşılan, yazarın kişiliğinin birçok büyükusta arasında uyandırdığı sempati kitapta vücut bulmuş. Nadareishvili'nin satranç sanatına özverili hizmeti ve etüt yaratıcılığındaki olağanüstü başarıları da bunda şüphesiz rol oynamış.
Kompozitörlerin, Büyükustaların bazı yorumlarını beğenmemesi olası - neticede, etütçüler ve uygulayıcılar bazen satranç sanatının estetiğine karşı farklı tutumlar sergileyebilirler."

 

Mikhail Botvinnik (1911-1995)

Botvinnik 'Reis''in söz verilmiş ilk Büyükusta olması kadar doğal bir şey olamaz. Okurları kitapta ne gibi açıklamaların beklediğini gösterebilmek adına, aşağıdaki meşhur etüdün nasıl yorumladığına bakarak sözlerimizi noktalayalım:
 
Leonid Kubbel
"Etüt Koleksiyonu", 1925

Botvinnik Yorumluyor:
"Leonid Ivanovich Kubbel bu etüdü 1925 Baharı'nda, Leningrad İşçi Sarayı Satranç Kulübü'nde iki genç, *Seryozha Kaminer ve bana gösterdi. Siyah şahın h3- karesinden a3- hanesine olan ve başarısızlıkla sonuçlanan yolculuğu üzerimizde derin bir iz bıraktı. Yine de Leonid Ivanovich'in son konumun Troitsky'nin etütlerinden birinde rastlandığını bizlere söylememesine uzun zaman anlam veremedim.

1 Ae3+!
"At bu sağlam konumda, siyah şahın kovalanışını organize edebiliyor. Muhteşem etüde bağımsız bir varoluş hakkı tanıyan tam olarak bu zarif manevradır."

1...Şg3
"Şahın diğer kaçışları matla sonuçlanırdı."

2 Vg4+ Şf2 3 Vf4+ Şe2 4 Vf1+
"Savunmasız at, beyaz figürlerden oluşan 'oda orkestrası'nda birinci kemanı çalıyor." Ustaların bu tür yorumları okurlarda okuma isteği uyandırıp, satrançsevere çalışma şevki aşılamıyor mu?

4...Şd2 5 Vd1+ Şc3 6 Vc2+ Şb4
"Atın varlığıyla siyah şahın d4- karesine kaçışı engellenmişti. Şahın diğer tarafa kaçışında belirleyici rolü oynayan yine at olur."

7 Vb2+ Ab3
7...Şa5 8 Ac4+ Şa6 9 Vb6#

8 Va3+
"Amaca ulaşıldı - Siyah vezirini bırakmaya ya razı olacak ya da..."

8...Şxa3 9 Ac2# (D)

"Beyazın tüm kuvvetleri olağanüstü aktif roller üstlenmişken, siyah taşlar yalnızca görünürde aktiftiler!"

- Büyükustaların Gözünden Etütler, Gia Nadareishvili (Fizkultura i Sport, 1982)
Devamını oku

FischeRandom ve Etütler Dünyası


Satranç dünyasının gündemini bugünlerde 'FreeStyle Chess' adı verilen satranç türü oluşturuyor. Açılış hazırlığının sancılı süreçlerinden kurtulup, sıra dışı konumlarla oynamanın sanki yeni bir buluşmuş gibi sunulması ise oldukça enteresan. Oysa 11. Dünya Şampiyonu'nun FischeRandom'ı keşfedip satranç kamuoyuyla paylaşmasının üzerinden neredeyse otuz yıl geçmedi mi? Geçtiğimiz senelerde, Chess960'ın Dünya Şampiyonaları düzenlendi, hakkında makaleler ("Should We All Play Chess960?", Dvoretsky 2009) ve kitaplar ("Shall We Play FischeRandom Chess?", Gligoric, 2003) kaleme alındı, hatta bu türü tercih eden satrançseverlerin kullanımına bir satranç saati bile sunuldu (DGT Chess960).


Kimilerince sıkıcı bulunan klasik tempodaki satrancın on yıl içinde tükeneceği öngörüleri ne kadar doğru çıkacak, onu zaman gösterecek. Ancak ilginç bir ikilem içinde, FischeRandom'ı heyecanlı kılmanın yolu olarak başvurulan zaman temposu da yine ağır tempo olmakta.

Satrançseverlerin sportif anlamdaki beklentileri ve motivasyonları zamanla köreldikten sonra, kendilerine güvenli bir liman aramaları ise doğal. FischeRandom destekçilerindeki arayışın arkasında da bu yatıyor olmalı. Milyarder olan vizyoner bir sponsoru arkalarına alan satranç elitleri, Weissenhaus'daki mükemmel koşulların gölgesinde, tahtada karşılaşılan konumlardaki ahenksizliği pek de umursuyor gibi görünmediler.


Onlar için önemli olan tek şey, göze hoş gelsin ya da gelmesin; rakiplerine taktik kavrayıştaki üstünlüklerini gösterebilecekleri yepyeni konumlara bir an önce kavuşabilmekti.

Turnuvanın 'rapid' bölümünden iki kesit:
 

Ding Liren - Caruana
Weissenhaus 2024
3 b4 sonrasındaki konum

Caruana, Dünya Şampiyonu'nun formsuz olduğunu bu noktada anladığını söyledi: Siyahın açık-renkli fili g2- karesine göz dikmişken, Ding Liren'in saniyeler içinde tahtanın diğer tarafında konuyla alakasız bir hamle yapması 3...Fxg2 ihtimalini gündeme getiriyor. Mücadelede stratejiden ziyade taktiklerin öne çıktığı aşikar. Steinitz'in 'küçük üstünlüklerin biriktirilmesi' tezinin burada esamesi okunmuyor.
 

Ding Liren - Carlsen
Weissenhaus 2024
13...cxd6 sonrasındaki konum

Satrancın zirvesindeki isimlerin FischeRandom'ın heyecan verici olduğunu belirttikleri sıra dışı konumlardan biri. Analiz motorlarına göre Beyazın öncelik vermesi gereken konu a1- kalesinin oyuna dahil edilmesi ve bu nedenle Stockfish 14 a4! hamlesini öneriyor. Az önce formsuzluğunu dile getirdiğimiz Çinli şampiyon ise bu olanağın farkına varamayıp, g- dikeyinde pek de gerçekçi olmayan bir hücumun peşindeki, zorunlu hamle dizisine gidiyor:

14 Ff2?! Vf8
Carlsen avantajı f5- karesindeki baskın atı ortadan kaldırmakta arar.

15 Vg4 (D)
 

15...Fxf5 16 Vxf5 Vxf5 17 exf5
(D)
 

Siyah şimdi ne oynamalı? Fikrimce, FischeRandom'ın en zorlu kısmı olan...

17...0-0!
Elbette! Rok yapmanın zorluğu, doğal olmayışında yatıyor. Ustalar dahi, konum alışılagelmişin dışına çıktığı anda bu olanağı gözden kaçırabiliyorlar. Şimdi Beyazı izole d4- piyonunun sıkıntılarının yanı sıra, f5- erinin zayıflığı sorunu bekliyor.

18 Fe4 d5 19 Fc2 Ah3 20 Kf1 Axf2 21 Kxf2 Fxd4
ve oyunun devamında Carlsen rahatça sonuca gitti (0-1).

Yazının girişinde vurgulamaya çalıştığım ahenksizlik işte buydu. Hakkında onlarca kitap yazılmış 'kalıpların tanınması' meselesi, anlaşılan FischeRandom'da yerini taktik fırsatların değerlendirilmesine bırakıyor.


Satranç tarihi hakkındaki yazılarıyla tanınan Olimpiu Urcan, bu durumu Twitter'daki şu postuyla değerlendirir:


"Chess960'ın bu aşırı çirkin başlangıç pozisyonlarını gördükçe, normal satrançtaki orijinal başlangıç konumunu icat edenin lanet olası bir dahi olduğunu düşünüyorum."
 
---

Şimdi ise 'milattan önce'ye, klasik satrancın sıra dışı konumlarla değil, hayranlık uyandıran pozisyonlarla zengin gösterildiği dönemlere dönelim. Satranç etütlerinde bambaşka bir konu öncelikli. Tahta üzerinde yer verilmiş en az materyalle, tahayyül etmekte dahi zorlanacağımız büyüleyici fikirlerin yaratılabilmesinin temelinde, FischeRandom'dakinin tam tersine, harmoni yatıyor. Rekabetçi yönün her şeyin önünde tutulduğu günümüzde, bahsedilen olağanüstü özelliğin pratiğe nadiren dökülebilmesi, onun ne yazık ki 'satrancın pek de mühim olmayan sanatsal yönü' olduğu kanaatine sebep oluyor.

---

Katılmadığım anlayışın izlerini sürebilmek için, Reuben Fine'ın seksen yıl önce bir başka etüt kitabı olan "Chessboard Magic" için kaleme aldığı önsöze gidelim: 

"Ne zaman Irving Chernev'le karşılaşsam, ilk yaptığı, küçük not defterini çıkarıp satrançsever arkadaşına birbiri ardına ilgi çekici konumlar sormak olur. "Bunu gördün mü? Peki, ya bunu?" der kendisine. Çözüp çözemeyeceğinizi görmek, ya da sizinle dalga geçmek için bu soruları sormaz, o aslında arkadaşına iyilik yapmaktadır. Bitip tükenmeyen yeni fikir ve etütleri karşısında âdeta işkence ettiği zavallı dostu doğru çözümü çoğu zaman bulamaz, ama Chernev için bunun pek bir ehemmiyeti yoktur. Ona göre sorunun içerdiği güzellik ve incelik, kurgu konumu çözme yeteneğinizden çok daha önemlidir...
 

Kurgucunun sanatını küçümseyenler var; onlar bu dalın kişinin oyununu geliştirmediğini söylerler. Bu görüşün karşısında duran etütsever ise davasını, daha ziyade yetersiz bir şekilde, etütlerin hayal gücünü keskinleştirdiğini ve kombinezon iştahını kabarttığını öne sürerek savunmaya gayret eder. Aslında bunu yaparken, ilk önce kendisini ikna etmeye çalışmaktadır. Oysa etütler, birçok açıdan en az normal oyun kadar zor ve karmaşık bir daldır. Onun ilgi duyulması için hiçbir gerekçeye ihtiyacı da yoktur..."

---

Etütler dünyasının önde gelen isimlerinden Arthur John Roycroft'un bu dalı satrançseverlerle kapsamlı şekilde tanıştırmayı amaçladığı kitabı "Test Tube Chess", tam da satrançta rekabetin zirve yaptığı, 1972 yılında yayımlanır.

1960 yılında dönemin Dünya Şampiyonu Tal'i unutulmaz bir oyunda mağlup eden J. Penrose kitabın önsözünü kaleme alırken, etütlerin satrancın o 'zalim' sportif yönünden kaçınmak isteyenlerin başvurduğu alan olduğunu dile getirir. Evet, kurguculukta da yarışma ve ödüller mevcuttur, ancak aşağıdaki satırlarda da belirtildiği üzere, kurgucunun heyecanını ayakta tutan esas unsur yaratıcılıktır:

"Ölü bir dilden daha fazlası olarak varlığı tamamen ona bağlı olan kompozitör ve sanatı hakkında daha yazılacak çok şey var. Kurgucu olmayan herkes kurgucu olmak ister. Kompozitörün kendisi sadece daha iyi bir kompozitör olmayı hayal eder, başka bir şey olmayı değil. Onun kişisel amacı kendini ifade etmektir. Sanatı söz konusu olduğunda ise amacı, en baştan kabul ettiği kural ve geleneklere uygun olarak kendini özgün bir şekilde ifade etmektir..." (Roycroft)

Roycroft kitabını oyunsonu etütlerinde 'herkesin kendine göre bir şeyler bulabileceği' teziyle 'kurgular':

- 'Meraklılar' başlığı altında, 'Ara Sıra Çözenler', 'Düzenli Çözenler', 'Etütseverler' grupları yer alırken, son kısımda etütlerin satranç kamuoyuna sunulması incelenir.
- 'Pratik Çözücüler' başlığı altındaki 'Çoğunlukla Oyuncu' ve 'İleri Düzey Oyuncu' bölümlerini, 'Hata Avcısı' ve 'Analist, ya da Gerçeğin Peşindeki' bölümleri izler.
- 'Ciddi Çözücüler' adıyla sunulan son bölüm ise 'Uzman ve Eleştirmen' kısmıyla başlıyor. Emanuel Lasker'in "Satranç Kılavuzu" kitabında ortaya koyduğu başarı tezi ışığında 'ekonomiklik ilkesi'nin etütlerdeki yeri vurgulanıyor:

1- Kompozitörü amacına ulaştırabilecek minimum güç.
2- Mat ya da pat durumları gibi, erişilen son konum kurgucunun fikriyse, burada da ekonomiklik ilkesi geçerli olmalıdır. 
3- Minimum vakit. Burada sonuca daha yavaş yollardan erişilememesi gerektiği vurgulanır. Ekonomiklik ilkesinin buradaki uygulamasının bazı ilginç yan etkileri bulunur.
4- Tahtada sunulmuş olan materyalin maksimum derecede kullanımı.

Etütler hakkında kaleme alınmış bu müthiş kitabı tanıtmaya, FischeRandom'ı kısmi olarak eleştirerek başlamamı yadırgamış olabilirsiniz. Evet, doğru; Chess960'ın içerdikleri, benim satrançtan keyif almama sebep olan o ahenk ile örtüşmüyor. Ancak, eleştirilerim aslında bu türe karşı değil. Satrancın olağanüstü birçok yönünün âdeta unutulup, vurgunun yalnızca ve yalnızca popülaritenin, izlenirliğin ve sportif yönüne yapılmasına. Düşüncemi bir anekdotla somutlaştırmak istiyorum:


"Tartakower'a bir keresinde Dünya Şampiyonları Lasker, Capablanca ve Alekhine arasında en iyi oyuncunun kim olduğu sorulmuştu. Cevabı şu olmuş: Eğer satranç bir bilimse, Capablanca en iyisiydi; eğer bir sanatsa, Alekhine, ama eğer bir oyunsa, o zaman Lasker!"

Bambaşka özellikleriyle Lasker, Capablanca ve Alekhine'in üçü de bizler için değerli kahramanlar değiller mi?

64 kare ve 32 taş ile görece sınırlı bir düzlemde oynanan satranca yüzyıllar boyunca hayranlık duymamızın en temel sebebi işte bu çok yönlülük ve kimi zaman da karşılaşılan ikilemler. Satrançsever bir tarafa yabancılaştığında, başka bir alanda kendini yuvada hisseder. Satranç elitleri için, açılış hazırlıklarının gölgesindeki klasik satranç heves kırıcı, bu durumdan sıyrılabilmek için hızlı tempo veya tuhaf konumlarda oynamak ise çıkış yolu olabilir. Fakat bu durum amatör satrançseverin, birbirinden çirkin konumları takip etmek istemeyip, klasik satrançta ısrarcı olmasını da en az o kadar haklı kılar. Sanatsal yönü önceleyen kompozitör için, adrenalinin yalnızca yıldırım turnuvalarında, ya da Chess960'da aranmasının anlaşılır bir tarafı olmayacaktır. Profesyonel satranç ustasının ise, etütler sanatına ayırabileceği vakti öncelikler nedeniyle çok sınırlı kalacaktır...

Şimdi kitaptan keyfimizi yerine getirecek birkaç etüt!
 

H. Mattison

Atputa, 1930
Beyaz oynar ve kazanır.

Piyonların yokluğunda ve fillerden birini kaybetme arifesindeki Beyaz için Kxd3 hamlesinden daha iyi bir seçenek yok gibi görünüyor. Fakat kendisi sıra dışı bir olanağa sahip:

1 Kd5!! Kxd5
Piyon d2- karesine ilerletildiği takdirde Beyaz onu fil ile alabilir, çünkü ...Kxe6 yanıtı kural dışı.

2 Fe3!!
Fakat 2 Fd2 değil, çünkü bu durumda 2...Kf5!! yanıtı gelir ve kalenin alınması durumunda pat olur.

2...Kg5
Artık pat söz konusu olmadığından f5- karesindeki alış güvenliydi (2...Kf5 3 Fxf5+-). Siyah hamlesiyle Ff7# tehdidini engelliyor.

3 Ff7+ Şh6
3...Kg6 4 Şh2 ve sonraki hamlede kaleyi alarak.

4 Fe8!
4 Şh4? değil, çünkü bu durumda 4...Şg7! yanıtı gelirdi.

4...d2 5 Fxd2 ve kazanır.
 

E. Pogosjants
Shakhmaty v SSSR, iii, 1968
Beyaz oynar ve kazanır.

1 Ka7
1 exf6? Fc8 Siyah kazanır.

1...Ad7! 2 Kxd7!
2 Kxa6+ Şb4 sonrasında berabere olurdu.

2...Fc8 3 e6! fxe6 4 Kc7
Kale şimdi fili domine edecek.

4...Fa6 5 Ka7 +-
 

E. Pogosjants
Shakhmatnaya Moskva, 1962
Beyaz oynar ve kazanır.

1 g7 Ff7!
1...b2 2 g8V b1V 3 Vg7# olurdu.

2 Şxf7 b2 3 g8A+!
3 g8V? b1V sonrasında sonuç beraberedir.

3...Şh7 4 Fg7!
4 Fxb2 pat olurdu.

4...b1V 5 Af6#

- Test Tube Chess
, Arthur John Roycroft (Faber & Faber, 1972)
Devamını oku

Satrançta Klasikler ve Bir Kitap

 
"Gerçeklik ve efsane. Yükseliş ve düşüş. Deha ve pervasız cesaret. Yaratıcılık ve metodiklik. Şampiyonlar bahsedilen özelliklerin tümünü bünyelerinde barındırırlar. Ustaları hayatlarının o en büyük tutkularına bağlayan ortak bir bağ bulunur: SATRANÇ...

Bu kitap, modern açılış teorisinin, en önemli oyunortası temalarının ve oyunsonu manevralarının yaratılmalarına gerekli zemini hazırlayan geçmişin ustalarını daha yakından tanımak, 64-kareli dünyanın gerçek devlerine saygı göstermek arzusuyla kaleme alındı.

Öyleyse şampiyonları ve onların en güzel kombinezonlarını içeren bu çalışma, esasen bir satranç tarihi kitabı. Her ustanın fotoğrafı, kısa yaşam öyküsü, güzel birkaç oyunu ile kendi pratiği arasından seçilmiş, dehasının ürünü olan en parlak altı kombinezonu sayfalarda okurlara sunulmuştur.

Kitabın incelenmesi ustalara dair pek de bilinmeyen hikâyelerin öğrenilmesine yardımcı olarak okurlarda merak uyandıracağı gibi, soruların çözümü de kendilerinin genel satranç anlayış ve farkındalıklarını geliştirecektir. Aslında klasiklerin çalışılması, tüm ekoller tarafından, her seviyeden oyunculara tavsiye edilir..."


Bilgisayarların açılış hazırlıklarına olan katkılarının yanı sıra, konumsal açıdan var olan kanaatlere getirdiği bazı 'düzeltmeler' sonrasında, dinamizmin ve hatasız hesaplamanın öne çıktığı modern satranç döneminde klasikler neden hâlâ önemli ve değerli? Oysa, geçmişin ustalarının oyunlarında görülen birtakım fikirler taktik açıdan kusurlu, ya da içerdikleri kavramlar hatalı değil mi?

Satranç oyunlarını yalnızca ve yalnızca bilgisayarların sahip olduğu anlayışla yorumlayabilseydik, yukarıdaki sorgulamada gündeme getirilen fikirler muhtemelen doğru olacaktı. Oysa satrançseverler (şimdilik!) birer insan ve onlardan ne kadar çok şey öğrenirlerse öğrensinler, karşılaştıkları konumlara bilgisayarlar gibi önyargısız ve yalnızca hesaplamayı temel alarak henüz yaklaş(a)mıyorlar.


Dolayısıyla, satrançseverlerin, özellikle de yabancı olduğu konumlarda doğru karar mekanizmalarını işletebilmeleri için, geçmişin 'pırlantaları'na aşina olması hâlâ gereklidir. Klasikler de, içerdikleri onca kusura rağmen, bu pırlantaların ta kendisidir. 

Sebebi basit - Bir kavramın yalnızca neden önemli olduğunu anlamak için değil, esasen neden böyle bir kavramın var olduğunu görebilmek için dahi, ilgili fikrin en açık ve anlaşılır şekilde ortaya konmuş olması gerekir. Bu berraklığa sahip olmalarının yanı sıra, çoğu zaman parlak bir kombinezonla süslenerek unutulmaz olan klasikler bu noktada devreye girer. Evet, doğru; belki rakibin yaptığı bir hata, ya da kritik pozisyondaki yanlış bir değerlendirme kazanan ustaya yardımcı olmuştur. Ancak unutmayalım, satranç gelişiminde ilk önce kazanç vaziyetlerin değerlendirilmesi öğrenilmelidir. Bu elzem bilgiye tam manasıyla vakıf olmadan, karmaşık bir pozisyonda doğru çözüme ulaşmak asla ve asla mümkün olmayacaktır.

İtalyan yazarlar Fabio Borin ve Gianni Pulvirenti'nin kitabı "Satranç Ustaları ve Klasikler" harika bir formatla okurlara sunulmuş. Aslında sözlü anlatımları tercih eden bir okur olsam da bu kitapta oyunların analizsiz sunulmuş olmaları bende ciddi bir rahatsızlık uyandırmadı. Oyunların seçimi, okuyucuyu doğru rotaya sevk ederek ilerleme sürecinde, yalnızca alıştırmaların çözümünde değil, partilerin incelenmesi ve yorumlanmasında da kendilerinden de bir çaba bekliyor. 

Günümüzün elit satranç ustalarının yaşamakta oldukları 'taze' konumlara erişme sorununu empati kurmaya çalışarak bir noktaya kadar anlayabiliyorum. Fakat sürekli olarak satrancın yaşamakta olduğu bu mühim soruna vurgu yapılırken, geçmişin o büyük hazinesinin pek de değerli değilmiş gibi âdeta unutulmasını bir satrançsever olarak kabullenemiyorum.

Bu kitabın benim gibi eski kafalı satrançseverler için keyifli olmaktan ibaret olmadığını, aynı zamanda gelişme çabasındaki oyuncular için faydalı olacağına yürekten inanıyorum.

- Maestri di Scacchi I Classici, Fabio Borin & Gianni Pulvirenti (Le Due Torri, 2017) 
Devamını oku

Baden-Baden 1925


"Hipermodern satrancın parlak günlerinin rengini ve heyecanını tam olarak karakterize eden bir etkinlik varsa, o 1925 Baden-Baden Turnuvası olmalıdır." - Jimmy Adams

Ana olarak geçmişte düzenlenen iz bırakmış saygın turnuvalara ilişkin kitaplar yayımlayan Caissa Editions, hakiki satrançsever Dale Brandreth'in hayalini gerçekleştirmesi, bir bakıma. Brandreth, David Hooper ile birlikte kaleme aldıkları "Bilinmeyen Capablanca" kitabıyla 3. Dünya Şampiyonu'nun hayranlarının gönlünde taht kurmasıyla tanınır.


Ancak yazarlığının çok ötesinde taşıdığı satranç sevgisi, zamanla koleksiyonlerlik ve yayımcılık ile farklı bir boyut kazanır. Yıllar boyunca biriktirdiği kitaplarını, tıpkı Lothar Schmid gibi yaşadığı evden farklı bir mekânda saklar ve tarihi değere sahip eserleri, satrançla ilgili efemeraları benzer ilgi alanına sahip satrançseverlere göstermekten, heyecanını onlarla paylaşmaktan büyük keyif alır.

Sözü geçen turnuva kitaplarının ortak bir özelliği bulunur: Hemen hepsi kırmızı kapaklıdır, bez-ciltle yayımlanmıştır ve yazı karakteri seçiminden, dizgisine büyük bir titizlikle hazırlanmışlardır.

Baden-Baden 1925 Uluslararası Satranç Turnuvası, kitabın çevirmeni Jimmy Adams'ın girişteki satırlarda belirttiği üzere, hipermodern ekolün etkisini iyiden iyiye hissettirdiği bir turnuva olur. Réti'nin bir yıl önce New York'ta yenilmezliğiyle nam salmış Kübalı'yı çift fianchettolu sistemde mağlup etmesi, hipermodernler için ses getirmiş bir zafer olsa da, Breyer'in öncülüğüyle ilerleyen 'ordunun' ayak sesleri, kaplıcalarıyla ünlü Alman şehrinde en gür şekilde duyulur. Adams bu durumu şöyle özetler:

"Bu turnuvada daha önce hiç olmadığı kadar, deneysel ve sıklıkla abartılı olduğu düşünülmüş yeni hipermodern fikirlere ifade özgürlüğü tanındı. Gerçekten de yenilikler açısından bir patlama yaşandı: Grünfeld, Grünfeld Savunması'nı, Bogoljubow Bogo-Hint'i oynadı; Nimzowitsch hem 1 d4 hem de 1 e4 hamlelerine 1...Ac6 yanıtını verdi; Siyah rakibini Alekhine Savunması'yla tam on beş kere kışkırttı. Torre, Meksika Savunması'nı (1 d4 Af6 2 c4 Ac6!?) tercih ederken; siyah taşlarla oynayanlar Şah-Hint ve Vezir-Hint Savunmaları'nı uyguladı. Réti 1 g3 hamlesiyle fianchetto kurulumuna ilk hamleden itibaren hazırlanırken, Nimzowitsch benzer yaklaşımı ikinci hamlede ortaya koydu: 1 Af3 d5 2 b3. Tartakower 1 c3'ü, yani Saragossa Açılışı'nı uyguladığı gibi, Hollanda Savunması'na karşı da süngü hücumunu tercih etti (1 d4 f5 2 e4 fxe4 3 Ac3 Af6 4 g4). Marshall ve Spielmann 1 e4 c5 2 b4!? ile gambit yapmadıklarında, siyah taşlarla oynayanların tercihleri Dragon, Scheveningen veya Paulsen Sicilyaları oluyordu. Carls her fırsatta 1 c4 oynarken, Beyaz Vezir Gambiti'nde, özellikle de yalnızca bir yıl önce pratiğe dökülmüş olan Meran Varyantı karşısında, keskin saldırılarla rakibinin üzerine geliyordu..."
 

Chigorin ve Breyer hakkındaki devasa çalışmalarıyla tanıdığımız Adams'ın yukarıdaki betimlemesini okuduğumuzda, Baden-Baden 1925 Turnuvası'nın niçin 'Hipermodern Satrancın Gelişi' şeklinde nitelendirildiğini daha iyi anlayabiliyoruz. Şimdi tekrar kitabın hikâyesine dönelim:


Dr. Siegbert Tarrasch

Baden-Baden 1925'i düzenleyen Dr. Siegbert Tarrasch'tan başkası değildir. Belki de organizasyonel sorumlulukları sebebiyle, beklenmedik derecede kötü bir dereceyle (21 katılımcı arasından 17. sırada) turnuvayı tamamlayan Tarrasch'a, dönemin önde gelen yayımcılarından Bernhard Kagan tarafından bir de turnuva kitabı hazırlanması ödevi verilir. Ancak 210 oyunun tek tek incelenmesi hem çok vakit alacak hem de analizlerin yüzeysel kalmasına sebep olacaktır. Kitabın bir an önce yayımlanmasını öncelikli hedef olarak belirleyen Alman usta, partileri analizsiz olarak sunmaya karar verir. Doğaldır ki, bu 'kolaya kaçış' satrançseverleri tatmin etmez.


Tıpkı Kagan gibi, Sovyetler Birliği'nde kendi satranç dergisini yayımlayan Nikolai Grekov, çoğu oyuncuların kendileri tarafından tüm oyunların tek tek incelendiği hummalı bir çalışmanın altına girer. 2 yıllık bir gecikmenin ardından, olağanüstü turnuva kitabı 5000 kopya gibi sınırlı bir sayıyla satrançseverlerle buluşur.


Ancak bu 'eziyet'e değer, çünkü bu kadar çok ilginç oyunun oynandığı başka bir turnuvadan söz edebilmek gerçekten de güçtür.

Kitapta oyunların analizlerine geçilmeden önce, inanılmaz zengin bir içerik okurları karşılıyor:

- Çevirmenin önsözü (Jimmy Adams)
- Nikolai Grekov'un Rus edisyon için kaleme aldığı önsöz
- Siegbert Tarrasch'ın Alman turnuva kitabı için kaleme aldığı notlar
- Son Yarış - Güller ve Diken (Tartakower)
- Turnuvanın Yankıları (Hermann Helms, Alphonse Goetze, Bernhard Kagan, Hans Kmoch)
- Turnuva Tablosu
- Oyun Dizini
- Meran Savunması (Alexander Alekhine)
- Turnuvanın Teorik Açıdan Değeri (Alexander Alekhine)
- Kaynakça (analizler)

ve nihayet 95. sayfada oyunların (evet, sözlü!) analizleri. Bu durum, kitabın hiç aceleye getirilmediğinin sizce de bir kanıtı değil mi?

Yazımı Alekhine'in o müthiş taktik vizyonunu sergilediği oyunu hatırlatarak noktalamak istiyorum:
 
Réti-Alekhine
Baden-Baden 1925
26 axb5 sonrasındaki konum


Unutulmaz turnuva hakkında özenle hazırlanmış, olağanüstü bir kitap...

- Baden-Baden 1925, (çeviren ve düzenleyen) Jimmy Adams, Caissa Editions Ltd (Londra 1991)
Devamını oku

Keres'in 'Beşler Turnuvası' Hakkındaki Kitabı


"Eski kafalı olabilirim; ancak yazar ve oyuncu olan ben ilham kaynağım olarak geçmişin hazinesini kullanmayı sürdürüyorum. Söz gelimi Carlsen'in Fischer, ya da Korchnoi'dan daha kuvvetli olduğu yönünde bir iddiada bulunmak bana pek mantıklı gelmiyor, çünkü birbirlerinden onlarca yıl ayrılmış olan isimler arasında bir karşılaşma yapmak mümkün değil. Fakat bu kitap, oyunumuzdaki bazı temel unsurların nesiller boyunca pek de değişmediğini kanıtlamayı amaçlar. Bazı spesifik durumlarda, benzer olağanüstü fikirler ya da hatalar tekrar tekrar oynanmaktadır.

Yukarıdaki paragrafta dile getirilen fikrin, yalnızca tarihsel bir önemi olduğu düşünülebilir, fakat aslında daha fazlası var. Sizleri, yalnızca insan zihninin ürünü olan ve bugünlerde gördüklerimiz kadar derin fikirlerle oynanmış klasik oyunları incelemeyi davet ediyorum. Karşılaşmalar öncesinde, ya da bir yazı hazırlarken hepimiz bilgisayar yardımını kullanıyoruz. Fakat satranç tahtasında rakibimizle baş başa olduğumuzdan, klasik değerler ışığında zihnimizi eğitmek gereklidir..."

 

Bu cümleler, Rumen Büyükusta Mihail Marin'in 2019 yılında yayımlanan, makaleler seçkisi "Yeni Şişelerdeki Yıllanmış Şarap" isimli kitabının önsözünden. 'Kalıpların Tanınması' konusunun önemine samimi şekilde inanır ve arkadaşlarımla yaptığım çalışmalarda o söz edilen 'klasik değerler'in önemini her daim vurgulamaya çalışırım. 

---


Dün (7 Ocak) Estonya'nın millî kahramanı Paul Keres'in (1916-1975) doğum günüydü. En güçlü satranç ülkesi Sovyetler Birliği'nin üç defa şampiyonu olan ismin, olimpiyatlarda yedi şampiyonluğu ve beş masa birinciliği bulunuyor. Bu olağanüstü başarıların yanı sıra, altı kere (!) aday olması, zarafetle özdeşleştirilen Keres'in 'Dünya Şampiyonu olamamış en kuvvetli ustalar' listesinde hep en ön sıralarda yer almasına sebep olur.

Keres'i uluslararası boyutta hayranlık duyulan bir usta olmasının esas nedenlerinden biri de ortaya koyduğu eserleridir. Geçtiğimiz yıl, Alekhine'in beklenmedik ölümü sonrasında düzenlenen ve şampiyonu belirleyen '1948 Beşler Turnuvası''nın 75. yılıydı. Fine'ın turnuvaya katılamaması sonucunda Botvinnik, Smyslov, Keres, Reshevsky ve Euwe arasında geçen şampiyona, Botvinnik'in rakiplerinin üç puan önündeki inandırıcı zaferiyle sonuçlanır. Turnuva öncesinde favoriler arasında gösterilen Keres'in, en önemli rakibi Botvinnik'e 4-1 skoruyla mağlup olması ve o tek oyunu da Botvinnik'in şampiyonluğunun kesinleşmesi sonrasında kazanması satrançseverler arasında hep bir tartışma konusu olmuştur. Sovyet otoritelerin baskısından çekindiği söylenen Keres, Botvinnik'e yol vermiş olabilir mi?


Bu sorunun doğru yanıtını, ya da iddianın doğruluğunu ancak ve ancak söz konusu oyuncular bilebilir. Marin'in farklı nesillerin temsilcileri arasındaki kıyaslamayı mantıklı görmemesine benzer şekilde, konuya vakıf olmadığım tahta dışındaki olaylara odaklanmayı, ne kadar merak etsem de, doğru bulmuyorum. Onun yerine, Keres'i diğer ustalardan ayıran o okur-dostu analizleri önceliyorum. İşte size muhteşem bir örnekten kesitler (Tırnak içindeki yorumlar Keres'in):


Botvinnik - Euwe
Lahey 1948
11...0-0 sonrasındaki konum
Analizler: Keres
 


12 Kae1

"Beyaz kalesini saldırgan bir konuma yerleştiriyor - Bu kuvvet, diğer kaleyle birlikte e- ve f- piyonlarının ilerleyişlerini destekleyecektir. Bu uygulamada, e1- karesine vezir kanadındaki kalenin yerleştirilmesi doğru olur, çünkü diğer kaleye f- dikeyinde ihtiyaç duyulacaktır. Beyaz partideki hamleyle harika sonuçlar elde ettiyse de, konumdaki en kuvvetli seçenek olmayan bu hamle Siyaha konumu eşitleme fırsatı tanır. 

Siyahın temel stratejik fikrinin ...e5-e4 sürüşü olduğu açık, çünkü ...exd4 alışı e- dikeyini Beyaz için açarak kendisine büyük bir üstünlük verirdi. Ancak şu anda ...e4 hamlesini yapmak, basit Axe4 yanıtı karşısında fili savunmasız bıraktığı için mümkün değil. Dolayısıyla Siyahın, sonraki hamlesinde filini doğal c7- karesine çekmesi beklenebilir.

Tam da bu nedenle, Beyazın konumsal perspektifte çok yararlı geri çekilme hamlesi olan 12 Fa2! ile fikri engellemesi gerekiyordu. 12...Fc7 fikri şimdi 13 Ab5 yanıtı karşısında kötü kalırken, Siyahın bir de 13 Ad5 tehdidiyle uğraşması gerekmektedir. Bunun yerine, Siyahın 12...Fb6 oynaması halinde gelecek 13 Kae1! tepkisi karşısında yararlı bir hamleden söz etmek mümkün olmazdı. Öyleyse Beyaz, 12 Fa2! hamlesiyle, oyunda birkaç hamle içinde eriyecek açılış üstünlüğünü tartışmasız bir şekilde elde edebilecekti..."


Uzun yıllar 1 d4 oynayıp merkezdeki gerilimin söz konusu olduğu halleri anlamaya çalışan benim için aydınlatıcı bilgiler. Keres'in önerisini günümüzün otoriteleri arasında gösterilen Stockfish 16'ya sordum ve şu tepkiyle karşılaştım:


Keres'in yerinde tespiti... Açık hatların ve fil çifti avantajının kullanımının öğretici bir örneği olan oyunun devamına da bakalım:

12...Fc7 13 Ae4 Axe4 14 Vxe4 a5 15 Fa2 Af6 16 Vh4 e5 17 Ae5 (D)


"Güzel bir piyon fedası. Kabul edildiği takdirde d2- fili harika c3-g7 çaprazına kavuşacakken, önlenemez f4- sürüşü sonrasında e- dikeyi kalenin kullanımına açılarak Beyaza kuvvetli bir saldırı verecektir. 

Beyaz fedayı hiç şüphesiz öngörmüştü, çünkü kendisi için başka bir seçenek yoktu: 17 Ag5 h6 18 Ah3 Vd6 devamyolu sonrasında Siyahın konumu daha rahat olurdu..."


17...Fxe5?

"Euwe gibi güçlü bir oyuncunun, fedanın kabulü sonrasında erişilecek konumu yanlış değerlendirmesi insanı hayrete düşürüyor. Pozisyonun detaylarına girmeden dahi, siyah şah karşısında gelecek olan saldırının feda edilen piyondan daha önemli olduğu aşikârdır..."

18 dxe5 Vxe5 19 Fc3 Ve7

Taş kaybına sebep olacak 19...Vh5? 20 Fxe7 değil.

20 f3 Ad5 21 Vxe7 Axe7 22 fxe4 (D)


22...b6?

"Açık hatların tümünü Beyazın kullanımına bırakarak Siyahı ümitsiz bir savunmayla bırakan belirleyici hata..."

23 Kd1 Ag6

"Euwe'nin 23...Ka7 hamlesiyle devam etmeyi planladığı açık; fakat fikir, bu noktada gelecek 24 Kxf7! nedeniyle mümkün değildi."

24 Kd6 Fa6 25 Kf2 Fb5 26 e5 Ae7 27 e4! c5 28 e6 f6 29 Kxb6 Fc6 (D)


30 Kxc6! Axc6 31 e7+ Kf7 32 Fd5 1-0

Satranç kitaplarına en az benim kadar düşkün Gökhan Narman ağabeyden ödünç aldığım Keres'in eserini edinmeyi, öğretici örneği görür görmez ben de istedim. Üzerinden 76 yıl geçen bir turnuva hakkında yazılmış kitabı okumayı istemek neden? Biraz ustalara saygı, biraz da eskiye rağbet. Ama en çok da yalnızca ve yalnızca insan zihninin ürünü olan öğretici oyunlara ilişkin analizleri, tarihin en önemli satranç yazarlarından birinin kaleminden, satranç tarihine en çok değer veren isimlerden birinin (Douglas Griffin) çevirisiyle okumak için!

- Match Tournament for the World Chess Championship The Hague-Moscow 1948, 75th Anniversary Edition, Paul Keres (Chess Informant, 2023).
Devamını oku

Yeni Baskılar

 
Stoklarımızda tükendiğinden satrançseverlere bir süredir sunamadığımız Oyunsonlarını Anlamak, Mata Giden 365 Yol ve 50 Öğretici Satranç Dersi kitapları yeniden yayımlandı.
Devamını oku

Duayenin Sözleri ve Bir Kitap


 
'Duayen' ifadesini saygın bir ismi onurlandırmak isterken, kimi zaman yersiz kullanabiliyoruz. Oysa aksakalın, içinde bulunduğu camianın yaşça büyüklerinden biri olmasının yanı sıra, bilge kimliğiyle âdeta bir otorite olması da gerekir. Ancak bazı değerli figürleri sözü geçen ifade dışında tanımlayamazsınız. Edward Winter, satranç tarihçiliğinin tartışmasız duayenidir.

Günümüzde hemen her şeyin bilgisine, internetin sunduğu imkânlarla erişmek mümkün. Fakat Winter, satrançta aklınıza gelebilecek en detaylı bilgilere, bundan yıllar yıllar önce ulaşır ve keşfettiklerini güzel bir dille satrançseverlerle buluştururdu.
 
Övgü Dolu Sözler

"Satranç Notları" başlıklı websitesinde satranç tarihi ve kültürüyle ilgili hemen her konuya erişebiliyorsunuz. Bir başka satranç tarihçisi Richard Forster'ın kitabı "Amos Burn - Bir Satranç Biyografisi"ni edinmeden önce Winter'ın şu sözleriyle karşılaştım:

"Diğerlerinin ötesinde, kendimiz yazmış olmaktan son derece gurur duyacağımız bir satranç kitabı varsa, o da Richard Forster'ın kaleminden çıkan "Amos Burn - Bir Satranç Biyografisi"'dir. McFarland'ın yayımladığı 972 sayfalık ciltli eser, eşsiz kalitede..."


Evet, doğru; Amos Burn o dönem için kuvvetli bir usta olmasına karşın, en azından benim için, akla gelen ilk isimlerden değildi. McFarland'ın 'eli okşayan' ciltli baskısı her zaman olduğu gibi elbette cezbedici, ancak beni kapsamlı eseri edinmeye iten, esas olarak Winter'ın övgü dolu sözleriydi...
 
Korkunç Viktor

Bir de tahta başına gelelim: Tarihin gördüğü önemli ustalardan Korchnoi'un, masadan arzu ettiği sonuçlarla ayrılamadığı karşılaşmalar sonrasında, rakibini şiddetle eleştirdiği, hatta zaman zaman kendilerine hakaret ettiği görülür. 2016'da yaşamını yitirmesinin ardından kendisini anan Svidler, "Oyun sonrasında Viktor'un hakaretlerine maruz kaldıysanız, bilin ki doğru bir şey yapmışsınızdır!" der.


Keskin dil çoğu zaman yıpratıcı olsa da, eleştirilerde nesnelliği ilk sıraya koyan isimlerin ortak yönüdür aynı zamanda. Onlar yalnızca rakiplerini değil, yeri geldiğinde kendilerini de en sert biçimde eleştirenler olurlar...

Forster'ın eserinde önsözü kaleme alan bahsi geçen Korchnoi'dan başkası değildir: "...(Forster'ın) Kitabı, 19. yüzyıldaki satranç pratiği ile bizim dönemimiz arasında bir köprü kurarken, satranç teorisinin aradan geçen 100 yıl içinde hangi yönde ilerlediğini açıklıyor. Bazen eski analizler düzeltiliyor veya eski analizlere eklemeler yapılıyor. Kimi zaman da oyunortası teorisinin öncülerine karşı çıkılıyor - Fakat her ne olursa olsun, fikrini yumuşak ve saygılı bir şekilde okurlara sunuyor..."

Pratikte Novotny Teması

Amos Burn hakkında yapılmış bu en kapsamlı çalışma, İngiliz Usta'nın uzun soluklu satranç kariyerini, bilinen tüm oyunlarını analizli bir biçimde sunduğu gibi, aynı zamanda hem kendisinin hem de dönemin diğer önde gelen oyuncularının hikâyelerini okurlarla buluşturuyor. 800 oyun, 859 diyagram ve 209 fotoğraf içeren 972 sayfalık devasa kitabın tüm bu içerik arasındaki en parlak noktası, kanımca Burn'ün unutulmaz ...Vg4!! hamlesi olsa gerek:


Zenginleştirmeye çalıştığım kitaplığımı gören arkadaşlarım, bana hep şu soruyu yöneltiyorlar: "Bunca kitap arasında senin için en önemlisi hangisi?" Forster'ın muhteşem eserinin aklıma gelen ilk yanıtlardan biri olacağı muhakkak.

- Amos Burn - A Chess Biography, Richard Forster (McFarland & Co. 2004)
Devamını oku

'Sekundant'

Sekundant - Boris Vainstein:
Adaylar Turnuvası - Budapeşte 1950

"...Turnuvanın ilk yarısı sona erdiğinde, (9 turda) 3 galibiyet ve 2 mağlubiyet ile yalnızca 5 puanı bulunan Bronstein sekundantına soruyordu: "Birinci olabilmek için kaç puana ihtiyacım var?"

Sekundant kendisine herhangi bir yanıt vermeden eline aldığı kağıda bir şeyler karalayıp onu bir zarfın içine koydu ve 'tanıkların önünde' turnuvanın sonunda açması için Zubarev'e verdi.

Fakat Bronstein ısrarcıydı: "Yine de, kaç puana ihtiyacım var, nasıl oynamalıyım?"

"Her oyunu gerektiği şekilde oyna, puanlar gelmesi gerektiği gibi edinilecektir."

Turnuvanın sona erdiği 19 Mayıs 1950 akşamında Zubarev zarfı açtı ve şu notları okudu: 'Tek başına birincilik için 12,5; (Smyslov'a kaybetmemen ve son turda Keres'e karşı kazanman şartıyla) paylaşmalı birincilik için 12 puan.'

Bronstein sekundantının belirttiği şartlardan bihaber olmasına karşın, gerekleri yerine getirir ve Boleslavsky'yle birlikte birinciliği paylaşır. Bu yolda, ikinci bölümdeki 9 oyunda tam 7 puan almıştır...

---

Bir keresinde Najdorf odamıza geldi ve Bronstein'i bulamayınca, sekundantıyla yıldırım oynamaya koyuldu. Bronstein odaya döndüğünde ise kendisine şu sözleri yöneltir: "Böyle bir sekundantın sana nasıl yardımcı olabileceğini anlayamıyorum. Sürekli taş uyuyor! Rakiplerinin sekundantları Tolush, Simagin ve Averbakh iken seninki bir usta bile değil..."

"Diğer tüm sekundantlar" diye söze başlar Bronstein... "Kalplerinin derinliklerinde sorumlu oldukları büyükustalardan daha iyi oynadıklarını düşünür ve kendilerinin Adaylar Turnuvası'nda niçin oynamadıklarına pişman olurlar. Bu düşüncede olmayan tek sekundant benim yardımcım."

Najdorf bir hayli şaşırır: "Benim Bolbochan'ım da benden iyi oynadığını düşünüyor!"

---

Sovyetler Birliği'nin Macaristan'daki elçisi turnuvayı birkaç defa ziyaret eder. Kendisi de zayıf sekundantın rolünü tam olarak anlayamaz: "Eğer satrancı Bronstein'den daha iyi anlıyorsanız, turnuvada onun yerine sizin oynamanız gerekmez mi? Daha da ileri götüreyim, ona ne katkınız olabilir?"

Sekundant elçiye cep satrancını çıkararak bir konum gösterir: "Ajurne olan Najdorf-Bronstein oyunundaki son pozisyon bu."

"İyi de gösterdiğiniz konumda Beyaz terk etmek üzere iken, demonstrasyon tahtasındaki konum çok farklı?"

"Evet şu an için öyle, ancak Najdorf en iyi hamleleri oynadığı takdirde gösterdiğim pozisyona ulaşılacak. Tanrı bilir ki, pratikte kuvvetli bir oyuncu olamadığımın farkındayım. Fakat sanırım analiz ve açılışlar konusunda bir şeylerden anlarım ve Bronstein de bunu biliyor. Gece boyunca yapılan analizler farklı bir iştir. İzleyiciler yoktur, sizi acele ettirecek durumlar söz konusu değildir, saat işlemez ve dolayısıyla da sakinsinizdir. Tüm olasılıkları gözden geçirip, mantıklı bir 'varyant ağacı' çizebilir ve bunlar arasında en iyi seçeneği tespit edebilirsiniz."

"Peki, Bronstein bu sırada ne yapar?"

"Uyur. Kendisinin turnuvadaki temel görevi geceleri uyumak, gündüzleri yürüyüş yapmak ve öğleden sonra tahtada kazanç konumlar elde etmektir. Benim görevim ise elde edilen kazanç konumların nasıl sonuca erdirilebileceğini bulabilmek. Gerçi bana pek bir iş de düşmedi, çünkü Bronstein neredeyse tüm oyunlarını ajurne olmadan kazandı. Turnuvada yalnızca üç oyunu incelemek durumunda kaldım: Smyslov, Szabo ve gördüğünüz Najdorf ile olan oyunlar."

"Peki, hiç hata yapmıyor musunuz?"

"Elbette yapıyorum. Gece yarım saat analiz sonucunda vardığım bir noktayı Bronstein sabah otuz saniyede düzeltiyor. Sonuçta kendisi bir şampiyon. Ama bir varyantı bulmak başka, onu düzeltmek başka."


Beyaz oyunun 82. hamlesinde terk ettiğinde tahtada var olan pozisyon, cep satrancında gösterilmekte olana konumdu. Turnuvanın sonunda 'En İyi Sekundant' özel ödülünü bana verdiler; sanırım bu kararda elçinin etkisi olmuştu. Bana göre bu ödülü Boleslavsky'nin sekundantı A. Sokolsky daha fazla hak etmişti. Kendisi de en az Bronstein'in sekundantı kadar büyükustasına faydalı olmuştu. Ancak yalnızca daha mütevazıydı..."

Kaynak: "David Bronstein - Chess Improviser" Boris Vainstein, Pergamon Press 1983 (Improvizatsiya v Shakmatnom Iskusstve, Fizkultura i Sport 1976)
Devamını oku

Soltis'in Çoklu Satranç Biyografisi


'Satrancın altın çağı' ifadesiyle sizce hangi dönem kastedilmekte? Kimileri tarihin en uzun soluklu bire bir rekabetinin yaşandığı Karpov-Kasparov dönemini işaret eder. Bazıları için Fischer'ın tahta olan durdurulamaz yükselişi ve gerilimin Asrın Maçı'yla doruk noktasına ulaşmasıyla 70'lerin ilk seneleridir sözü geçen. Ya da satrancın evlerimizin içine girerek geçmişe kıyasla çok daha büyük kitlelerce takip edildiği günümüzde, Carlsen'in tartışılmaz hâkimiyetidir birçok satrançsevere heyecan veren.

Yukarıdaki satırlarda görüldüğü üzere, bir dönemi tasvir ederken öncelikle o dönemin önde gelen ustalarına başvuruyoruz. Bu da çok doğal; milyonlar tarafından yüzyıllardır oynanmasına karşın, satranç tarihinde yalnızca on yedi resmî Dünya Şampiyonu bulununca, satrançseverler kendilerini âdeta bağırlarına basıyor. 

'Altın çağ' benim içinse II. Dünya Savaşı sonrası dönem: Yanlış anlaşılmasın; Sovyet kültürüne olan hayranlığın bu durumda önemli bir etkisi yok. Bende merak uyandıran, birbirinden bambaşka karaktere ve farklı oyun stillerine sahip ustaların, 'Sovyet satranç ekolü'nü yaratmış olmaları. Botvinnik'in sistematik yaklaşımı, Smyslov'un ahengi öne çıkarışı, Tal'in fedalarla bezeli oyunları, Petrosian'ın tehlikeleri öngörüşü ve Spassky'nin evrenselliği... Bu kısıtlı tanımlamalar dahi, farklı tarzları ve hatta dünya görüşlerini anlatmak için yeterli oluyor.

Andrew Soltis'in gelişim heveslisi satrançseverler için birçok öğretici kitap kaleme aldığını önceki yazılarımızdan birinde belirtmiştim. Fakat McFarland Yayınevi'nin satranç bölümünde çizgi çoktan belirlenmiştir: İz bırakan figürler hakkında hazırlanan, satranç tarihi ve kültürüne yönelik kitaplarla nispeten küçük bir kitlenin ilgi göstereceği saygın çalışmalara yer veriliyor. "Smyslov, Bronstein, Geller, Taimanov ve Averbakh" da bunlardan biri.

Yazarın "Sovyet Satrancı 1917-1991" ve "Mikhail Botvinnik" eserlerinin ardından, bahsettiğim 'altın çağa' vurgu yapan bir başka kitabı daha yayımlanmıştı: "Tal, Petrosian, Spassky ve Korchnoi". Ne kadar kalın olursa olsun, tek bir kitapta her bir ustaya yeterli alanı tahsis edebilmek elbette mümkün olmaz. Dolayısıyla Soltis 'çoklu satranç biyografisi' diye tabir ettiği kitaplarında akademik dilden uzaklaşır ve okurlara sözü geçen ustaların parlak oyunlarını sunarken, esas olarak kahramanların hikâyelerinin kesiştiği yerleri öne çıkarır.

Dikkatli satrançsever, yazarın dönemi ele alan ilk kitabında neden Smyslov yerine Korchnoi ismine yer verdiği sorgulayabilir. İlk defa gördüğümde unutulduğunu düşündüğüm 'el' lakaplı Vasily Vasilyevich, ikinci kitaptaki yegâne Dünya Şampiyonu. Soltis'in ilgili tercihte bulunurken, kronolojiyi dikkate aldığı gibi, aynı zamanda da şampiyonlar ile adaylar arasında herhangi bir fark görmediğini düşünüyorum. Ona göre güç anlamında birbirlerinden pek de uzak olmayan isimlerin şampiyon olmalarını sağlayan, ya da aday olarak kalmalarına sebep olan ilk unsur 'kader'dir:

"Önemli bir karar, Büyükusta Bronstein'ı Nazilerin elinde neredeyse kesin bir ölümden kurtardı; önemli bir hamle onun dünya şampiyonluğuna mal oldu. Rus şampiyon Taimanov, Fischer'a karşı kaybı hayatını mahvedene kadar Sovyet devletinin bir kahramanı değil miydi? Geller'in dünya şampiyonu olma hayali, nefret ettiği rakibi Fischer'e karşı yaptığı kötü hamleyle suya düştü. Averbakh'ın, kaderin 'Don Kişot-vari' doğası dışında nasıl dünyanın en yaşlı büyükustası olduğuna dair hiçbir açıklaması yoktu. Beş isim arasında Dünya Şampiyonu olan tek kişi Smyslov, yalnızca bir yıl saltanat sürecekti; şansının ona mümkün olan en kötü zamanda zatürre verdiğini söyledi. Bu kitap, satranç tarihinin beş büyük oyuncusunun hayatlarında kaderin nasıl değişken bir rol oynadığını ele alıyor..."

McFarland'ın her zamanki baskı kalitesi, Soltis'in hikâye anlatıcılığını çok daha keyifli kılıyor. Satranç tarihi üzerine yapılan akademik çalışmalar yerine, şampiyonların da birer insanoğlu olduklarını hatırlatan incelemeler size hitap ediyorsa, Soltis'in araştırmalarını gözünüz kapalı edinebilirsiniz. Tıpkı Sosonko'nun derlemeleri gibi... 

- Smyslov, Bronstein, Geller, Taimanov and Averbakh, Andrew Soltis (McFarland 2021)
Devamını oku

Ebedî Morphy Hakkındaki Tarihi Kitap


"Satrancın medarıiftiharı ve hüznü"... Yazın dünyasına meraklı satrançsever, bu dikkat çekici ifadeyle karşılaştığında geçmişin hangi ustasının kastedildiğini iyi bilir: Paul Charles Morphy (1837-1884). Tarihin belki de ilk büyük yıldızı olan New Orleanslı dâhi, anlaşılır oyunlarında rastlanan taktiklerin, esas olarak derin bir stratejik temele dayandığını her defasında göstermiş ve döneminin hemen her ustası karşısında büyük bir üstünlük kurmuştur. En parlak oyunlarını sergilemesinin üzerinden neredeyse 170 yıl geçmiş olmasına karşın, bugünlerde bile gelişme iddiasındaki satrançevere, oyun analizi serüvenine öncelikle Morphy'nin öğretici partilerini inceleyerek başlaması tavsiye edilir. Belki de bu sebepten ötürü, ebedî Morphy hakkında hazırlanan tüm eserler benim de ilgimi çeker.

Fotoğrafını yukarıda paylaştığım, 1886 yılında basılarak bugünler için âdeta bir tarihi eser olan kitabı Analiz Satranç kitaplığına kazandırdığıma gerçekten de çok sevindim. Mükemmel baskı kalitesi ve harikulade cilt işçiliğinin yanı sıra insanı hayrete düşüren dizgisi, kitabın okunma zevkini şüphesiz arttırıyor. Ancak daha fazla merak uyandırdığını düşündüğümden, bu paylaşımımda içerik ile yazar ve kahraman hakkındaki münasebete odaklanmak istiyorum:


Morphy ile Löwenthal 1858 yılında, Londra'da karşı karşıya

1848 Macar İhtilali'nden kaçarak Amerika'ya sığınan önde gelen bir usta olan Jacob Löwenthal, New Orleans'a varır. Kendisini, küçük yaşına rağmen o güne dek kentin kuvvetli oyuncularını yenerek nam salan Paul ile tanıştırmak isterler. Evlerindeki buluşmada düzenlenen akşam yemeğinin ardından, konuk odasına geçilir. Löwenthal karşılaştığı küçük Paul'ün başını okşar ve kendisine handikaplı oynama teklifinde bulunur. Ancak babası ile amcasının ısrarı üzerine ilk oyun eşit şartlarda oynanacak ve ancak Paul'ün zayıf kalması durumunda sonraki oyunlarda handikaplı karşılaşmalara gidilecektir. Fakat bırakın zayıf kalmayı, Paul üç oyunda da şöhretli rakibini mağlup eder (bazı kaynaklarda iki galibiyet ve bir beraberlik).

Bilindiği üzere, sonraki yıllarda satranç dünyasında 'Morphy fırtınası' eser: Maçlarında tek tük oyunlar kaybetse de, hiçbir zaman yenilgi yüzü görmez: Löwenthal, Paulsen, Bird, Harrwitz ve hatta Anderssen Morphy'nin 'kurbanları' arasındadır. Zaferlerinin ardından kendisi için artık rakip kalmadığını görünce, satrançtan yavaş yavaş uzaklaşır ve 1884 yılında yaşamını yitirir.

Genç dâhi ile karşılaşmalarından on yıl sonra, Löwenthal Morphy'nin 150 oyununu içeren kapsamlı kitabı kaleme alır (1860). Bu eserde okura ilk seslenen ise Morphy'nin kendisi olur:

"Avrupa ve Amerika'daki birçok arkadaşım, oyunlarım arasından satrançseverlerin ilgiyle karşılayacakları bir seçki hazırlamam konusunda tavsiyelerde bulundu. Fakat son bir yılda aralıksız şekilde katıldığım müsabakalar, iltifat dolu bu isteği yerine getirmeme bir türlü izin vermedi. Dostum Bay Löwenthal'in yardımları olmasaydı, bu arzuyu gerçekleştiremeyecektim..."

Nezaket ve zarafet. Rastlamayı özlediğimiz özellikler, değil mi?


Yazıya bir de Löwenthal'in kaleme aldığı biyografi kısmından, bu bölüme neden yer verildiğini belirten kesitle devam edelim:

"...Biyografiyi hazırlarken kendimizi Paul Morphy'nin satranç yaşamıyla sınırlandırırsak, satırlar neredeyse o meşhur Roma Generali'nin "Veni, vidi, vici" sözü kadar kısa ve benzer etkide olur. Böyle bir yaklaşımda, '22 yaşındaki Paul Morphy, çocukluğundan bu yana satranç oynamış ve kendisiyle er meydanına çıkan herkesi devirmiştir' diye yazıp kalemimizi bırakabiliriz. Fakat hayat hiçbir zaman, bir özellik diğerlerinin önüne geçse de, tek bir unsurdan ibaret olmaz. Her insan varlığının ağı, atkı ve çözgüde tek bir malzemenin hâkim olduğu, ancak birçok renk tonunun harmanlanmış ipliklerinin içeri ve dışarı sarıldığı, hâkim tekdüze renk tonunu kontrol eden ve genel görünümüne çeşitlilik kazandıran dokuma bir kumaşa benzetilebilir. Merak, insan zihninin eylemindeki sürekli bir unsurdur. Toplum, karşısına çıkan kişiyi, bir satıcı veya alıcının üretilmiş malları incelemesi gibi değerlendirir. Bir birey hayatın herhangi bir alanında büyük bir başarıya ulaştığında, onunla aynı yolda yürüyenler kendisi hakkında, zaten aşina oldukları ve ilk anda dikkatlerini ona çeken ortak uğraşla ilgili olandan daha fazlasını merak içinde bilmek isterler..."

Yukarıdaki satırlarda gözlenen yazım tarzı, günümüzün her şeyden çok tekniğe önem verilen, ancak üslubun pek de dikkat edilmediği kitaplarında rastlamadıklarımız. Okurları yazının içine çekmek için sunulan benzetmelerin yersiz veya yetersiz kullanıldığı, bunların sonucu olarak da konu hakkında merak uyandırmakta başarısız kalarak, 'kusursuzluklarına karşın' ona duyulacak sevgiyi aşılayamayan eserlerde göremediklerimiz. Tam da bu sebeple, zamanı geçmiş bu gibi eserler modern kılavuzlardan çok daha kıymetli ve ebedî. Milenyum öncesindeki kitapların yararsızlığını vurgulayan Christof Sielecki'nin iddiasının aksine...


New in Chess'in 2021#5 sayısının kapağından
Paul Morphy: Parlamaya Devam Eden Yıldız

Löwenthal'in kitabı bendeki 'Morphy heyecanı' yeniden tetikledi. Daha önce defalarca incelediğim Morphy zaferlerine yepyeni bir gözle bakmak bu kitabın bendeki etkisi oldu. Şimdi benim için yeni, ama aslında çok eski olan kitaplarla yeni heyecanlar tatmaya sabırsızlanıyorum.


Kitabın 355. sayfasında yer verilen Marache-Morphy, New York 1858 oyunundan.
Siyahı zafere götüren 20...Ag3! hamlesi, 64 yıl sonra oynanan Levitsky-Marshall oyunundaki bu kareden yapılan vezir fedasını anımsatır.

- Morphy's Games of Chess, Johann Jacob Löwenthal (George Bell and Sons, 1886)
Devamını oku

Dostluğun Kazandırdığı Kitap


Kitap standlarımızda karşılaştığımız büyüklerimizle zaman içinde dostluklar kurduk. Sevgili Kemal Tosun da bu isimlerden biri. Son yıllarda seyrekleşen İstanbul ziyaretlerimizin hemen hepsinde standımıza uğrar, kendisi için olmasa da öğrencileri için kitaplar almayı hiçbir zaman unutmazdı. Ancak alışverişten ziyade, satranç kitapları hakkındaki sohbetlerimizdi aklımızda kalan.



Kemal Tosun, 2023 Türkiye Yaş Grupları Şampiyonası kitap standında
yazarlarımızdan Ekaterina Atalık'a kitabını imzalattıktan sonra

Kemal Ağabey kısa süre önceki Rusya seyahatinden Analiz Satranç için bir kitap getirmek istedi. İngilizcesini görüp de henüz edinmediğimiz "Yıl Yıl Petrosian" serisinin ilk cildiydi tercihimiz. Birçok saygın kitabın tanınmış yazarı Macar Tibor Karolyi ile Ermeni antrenör Tigran Gyozalyan, ulusal kahramanın Gürcistan'da başlayan satranç serüvenini skandallarla geçen Curaçao Turnuvası'na dek mercek altına alıyor. Önsözü kaleme alan Levon Aronian'ın kurduğu benzerlik dikkat çekiciydi:

"II. Dünya Savaşı sonrasındaki şampiyonlar ile doğanın dört elementi birlikte düşünüldüğünde, şu analoji akla gelir: Botvinnik-toprak, Smyslov-hava, Tal-ateş ve Petrosian-su..." Ancak serinin ikinci cildinde daha detaylı bir biçimde ele alındığı söylenen aşağıdaki örneği görünce, Aronian'ın şu sözlerinin ne kadar da yerinde olduğunu anladım:

"'Alekhine'in 300 Oyunu' kitabındaki hücum partilerini inceledikten sonra, şimdi sıra iyi bir atı neden körleşmiş bir fil ile değişmeyi, ya da alandan vazgeçip, daha sonra konumu piyon zincirleriyle kapatmaya çalışmamın nedenini anlamam gerekiyordu."

Şimdi konuma dönelim:
Tigran Petrosian - David Bronstein
Sovyetler Birliği Kulüpler Şampiyonası, Moskova 1974
hamle sırası Beyazda


22 a4!
"Vezir kanadını kapatan bu hamle görünürde çok özel değil, fakat yalnızca dört amaçlı hamle sonra Beyaz kazanç konuma geçer."
22...Kbe8 23 Ae2 Ab8 24 Ag3 Ke7 25 Af2 Kfe8 (D)


26 Kg1!
Petrosian'ın aklından geçenleri okuyabilmek çok güç. Kendisi oyuna sıradışı 27 Afh1!!, 28 Axh5!! ve ardından 29 Ag3 planıyla devam etmiş ve h5- piyonunu alarak kazanç konuma erişmiştir. Vezir kanadını dört hamle önce kapatmış olan Petrosian hiç vakit kaybetmeden bu fedayı tahtada uyguladı. Evet, Büyük David rakibiyle özdeşleşen şahı diğer kanada kaçırma fikrini deneyebilirdi, ancak bu kazanan at fedası fikri karşısında hiçbir şey yapılamayacağına inanır mıydınız?..." 

Kitap standları, sohbetler ve kurulan dostluklar... Hiç beklemediğiniz bir anda, veritabanlarında rastlayamayacağınız bir oyundan öğrenecekleriniz... Belki de satranca olan tutkumuzun sebebi bu sürprizlerdir, kim bilir?

- Petrosian: Year by Year Vol. 1 (1942-1962), Tibor Karolyi & Tigran Gyozalyan 2021
Devamını oku

Bir 'Yardımlaşa-Beynel'

 
Avrupa Takımlar Şampiyonası'nın kadınlar kategorisinin 5. turunda, Yunan usta Stavroula Tsolakidou mükemmel bir kombinezona imza attı:

28 Vg3!!

Üstünlüğü sürdüren tek hamlede, Beyaz 'Anastasia'nın Matı' temasından yararlanabilmek için, vezirini bir beynelin hedefi yapar. Bir 'yardımlaşa-mat'ı andıran, 'yardımlaşa-beynel'.

28...Ae2+ 29 Şg2 Axg3 30 Ae7+!

Belirtilen temanın oluşabilmesi için bu ara-şahı unutmamak gerekiyor.

30...Şh7 31 fxg3

Şahın g2- karesine gitmesiyle, açık h- dikeyine giden yolun açılması sonrasında Beyazın tek yapması gereken kalelerinden birini bu açık hatta konumlandırmak olacak.

31...Şh6 32 Kh1 Vxh1+ 33 Kxh1+ Şg5 34 Fxg7 Kfe8 35 Kf1! 

Tehdit altındaki at dolaylı olarak korunuyor, çünkü 35...Kxe7 36 Ff6+ sonrasında Beyaz taş önde kalırdı.

35...e3 36 Ff6+

Şimdi 36...Şh5 37 Kh1+ Şg4 38 Kh4# olacağından Siyah terk etti: 1-0.

Stavroula Tsolakidou - Nataliya Buksa
Budva 2023

1 e4 c5 2 Af3 Ac6 3 d4 cxd4 4 Axd4 Af6 5 Ac3 e5 6 Adb5 d6 7 Ad5 Axd5 8 exd5 Ae7 9 c4 Ag6 10 Va4 Fd7 11 Vb4 Vf5 12 Va4 Fd7 13 Vb4 Ff5 14 h4 h5 15 Fg5 Vb8 16 Fe2 a6 17 Ac3 Vc7 18 g3 Fe7 19 Fe3 e4 20 O-O O-O 21 Fxh5 Ae5 22 Fd4 Ad3 23 Vb3 Fxh4 24 gxh4 Ve7 25 Ae2 Vxh4 26 Ag3 Af4 27 Axf5 Vxh5 28 Vg3 Ae2+ 29 Şg2 Axg3 30 Ae7+ Şh7 31 fxg3 Şh6 32 Kh1 Vxh1+ 33 Kxh1+ Şg5 34 Fxg7 Kfe8 35 Kf1 e3 36 Ff6+ 1-0
Devamını oku

Bir Satranç Hatıratı


90'lı yılların sonlarında, analiz motorları ve veritabanlarının kullanımının, profesyoneller haricindeki satrançseverlerce henüz yaygın olmaması sebebiyle, bilgisayarların satranç dünyasındaki yeri internetle sınırlıdır. "ICC" gibi online platformlarla evlerinin rahatlığında satranç oynamanın keyfiyle tanışan satrançseverler, interneti de dünyanın dört bir yanında oynanmakta olan üst düzeydeki turnuvaları takip amacıyla kullanır.

1999... Ülkemizde Ocak ayının sonları Yaş Grupları Şampiyonası buluşmasına işaret ederken, Hollanda'nın ıssız Wijk aan Zee kenti aynı günlerde geleneksel bir turnuvaya ev sahipliği yapar. Anand, Kramnik, Shirov, Ivanchuk gibi elit isimlerin önünde, bir süredir satranç tahtasından uzak kalan Kasparov'un göstereceği performans merakla beklenmektedir. İlk turdaki sakin Ivanchuk beraberliğinin ardından satrançseverler inanılmaz bir resitale şahit olur. Kasparov, 9. turdaki I. Sokolov mağlubiyetine kadar 7 oyun üst üste kazanır! Etkileyici galibiyetlerin arasında, kariyerinin belki de en parlak kombinezonuna da 4. turdaki Topalov oyununda imza atar (D):


Modern zamanlarda böylesi bir şah-avına nadiren rastlandığından, Kasparov'un dâhiyane fikrine otoritelerden amatörlere hemen herkes övgüler yağdırmaktadır. Oysa Bobby Fischer'a göre, satrançta esas olan "gerçeğin arayışı"dır ve bu doğrultuda hareket eden ilk isim, ses getiren karşılaşmadan yalnızca 12 gün sonra, Asrın Maçı'nda Amerikalı oyuncunun yanındakilerden Lubomir Kavalek olur:

The Washington Post
1 Şubat 1999

"...Kasparov Pirc Savunması'yla oynanan oyunda, Bulgar Büyükusta Veselin Topalov karşısında mükemmel bir oyun da kazandı. Parti arka arkaya yapılan iki kale fedası içermesine karşın, Kasparov onu ölümsüzleştirme fırsatını, kazanan güzel hamleyi atlayarak neredeyse kaçırıyordu (D):


28 Vc3?!
Kasparov mat ağı örmekte genellikle çok iyi olmasına karşın, burada fırsatı kaçırıyor. Oyunu bitirmenin en zarif ve etkili yolu a- dikeyinde ve b3- karesindeki mat fikirlerini birleştiren 28 Ka7!!'ydi
(D).


28...Axd5 savunması sarsıcı 29 Fd7!! hamlesine kaybederdi: 29...Kxd7 30 Vb2 Ac3+ 31 Vxc3 Fd5 32 Şb2 Ve6 33 Kxa6+ Vxa6 34 Vb3+ Fxb3 ve şık 35 cxb3 mat. Ya da 30...Axb4 31 Rxd7 Vc5 32 Kd4 Ve7 33 Kxb4+ Şa5 34 Vxh8 ve belirleyici bir materyal üstünlükle..."

Kavalek ciddi derecede materyal dengesizliğin var olduğu karmaşık konumda, yalnızca ilk satırlarını paylaştığımız kusursuz devamyollarını bulmayı nasıl başarmış olabilirdi? Belki bilgisayar analizleri yardımıyla, belki de tahta başında harcanan saatler süren incelemelerle. Her ne olursa olsun, Kavalek'in gerçeği peşinde olduğu aşikârdı...

Satranç yaşamı çok daha öncesine dayanan Lubomir Kavalek'le, yaşım itibariyle ancak bu inanılmaz oyundaki harika analizleri sayesinde tanıştım. Oysa bu, başarılarla dolu kariyerine bir haksızlıktı: İki defa Çekoslovakya, üç kere de Amerika Birleşik Devletleri Şampiyonluğu'nu kazanan Çek-Amerikan Büyükusta, dokuz olimpiyatta yer alarak ülkelerini başarıyla temsil eder.


Vlastimil Jansa ve Vlastimil Hort ile gençlik yıllarında...

Sonraki yıllarda, sekundantlığının yanı sıra satranç gazeteciliği ve köşe yazarlığına ağırlık verir. The Washington Post (1986-2010) ve daha sonra da The Huffington Post'taki yazılarıyla satranç gündemini okurlarla buluşturur. Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere, özgünlük Kavalek'in yazılarında öne çıkan özelliktir.

Arkadaşlarının tabiriyle "Lubosh"'un rahatsızlanıp, 18 Ocak 2021'de beklenmedik şekilde yaşamını yitirmesiyle, yirmi yılı aşkın süredir üzerinde uğraş verdiği hatırat hazırlıkları suya düşer. Fakat, eşi ve kitap için beraber çalıştığı Çek-Amerikalı yazar Jan Novak yarım kalan işi tamamlama konusunda harekete geçerler. John Donaldson, Craig Saperstein ve Dirk Jan ten Geuzendam'ın katkılarıyla "Oyunda Geçen Ömür" ismiyle yayımlanır. Oysa Çekya'da oyunların yer almadığı çalışmanın ismi "Boşa Harcanmış Hayat"tır.

İlk 222 sayfası yalnızca makalelerden oluşan kitabın, ikinci bölümü Kavalek'in iz bırakan oyunlarını içeriyor. En meşhur örneği ise muhtemelen Gufeld karşısındaki zaferi:
 
Gufeld-Kavalek
Marianske Lazne, 1962



23 Şe2 sonrasındaki konum

Oyun açılış safhasından itibaren çok keskin, ancak kritik nokta burası:
23...Kxd2+!
Kalite fedasıyla amaçlanan, piyon falanjını hareketlendirmek olmalı.
24 Şxd2 e4 25 Ff8
Piyonları Fh6-e3 manevrasıyla durdurma amacıyla.
25...f4 26 b4 Kg5
Siyahın amacı ise rakip şahı piyonlardan ...Kd5+ hamlesiyle uzaklaştırmaktı.
27 Fc5 (D)
 

27...Kxc5!
"Neler oluyor? Korkunç bir zaman sıkışması içinde olmasına karşın, rakibim bu hamleyi hemen yaptı" (Gufeld). İkinci kalite fedasının ardından Siyahın iki kaleye karşı yalnızca fili olacak. Tabii, piyonları da unutmamak gerek! Bu arada, piyon falanjlarıyla sonuca giden oyunlarda yapılan fedalar, sizlerin de dikkatini çekiyor mu? McDonnell-La Bourdonnais, Spassky-Petrosian, Quinteros-Larsen ve Kharlov-Topalov partilerinde, piyonları hareketlendirebilmek ancak ve ancak fedalarla mümkün olmuştu. Öyleyse, çok fazla şaşırmaya gerek yok!
28 bxc5 Fxc5 29 Kab1 f3 30 Kb4 Şf5
Filin kaleyi almakla en ufak bir ilgisi dahi yok!
31 Kd4 Fxd4 32 cxd4 Şf4 0-1

Kitabında birçok anekdot ve kesit paylaştığı renkli hayatının bir yansıması olan oyun. İlginç hikâyeler okumak ve keyifli oyunlar incelemek istiyorsanız, Kavalek'in satranç hatıratı sizler için uygun değil, harika bir çalışma.

- Life at Play, Lubomir Kavalek (New in Chess, 2022)
Devamını oku

Riga Sihirbazı


"Gazeteci: Başlayalım mı? Tahtanın başına ilk kez oturduğunuzda, bir gün Dünya Şampiyonluğu Maçı'na çıkacağınızı düşünmüş müydünüz? Peki, ya ilk oyununuzu hatırlıyor musunuz?

Satranç Oyuncusu: Düşündüm mü? Muhtemelen hayır. Ünvan maçları seyrek düzenlenen etkinlikler olduğu için, satrançseverlerin bu buluşmalarda yer almaları fiziken de güç olur. Satrançseverler diyorum, çünkü tüm profesyoneller de satrançseverlerdir.

İlk oyunuma gelecek olursak... İlk defa satranç oynayan kişi, söz gelimi Hong Kong gribine yakalanmış birine benzer. Bu kişi sokakta, hasta olduğundan bihaber gezmektedir. Kendini sağlıklı sanıp, iyi hisseder; ancak, mikroplar arka planda işlerini yerine getirmektedirler. Satrançta da, daha zararsız olsa da, benzerlikler yaşanır...
 

İlk oyunu kaybedersiniz. Fakat bir zaman sonra, babanız, ağabeyiniz ya da eski bir arkadaşınız size merhamet göstermek isteyince kazanır, kendinizle gurur duyarsınız. Aradan birkaç gün geçer ve artık satranç olmadığında hayatınızda bir şeylerin eksik olduğunu istemsizce hissedersiniz. Sonra ise, satranç hastalığına karşı doğal bir bağışıklığı bulunan insanlar arasında yer almadığınıza sevinirsiniz.

Hepimiz bu şekilde başladık ve sonra kimileri için kolay, kimileri içinse biraz daha zorlu olan aynı yolu izledik. Ancak yine de, Dünya Şampiyonluğu için masaya oturduğunuzda da o ilk oyununuzu anımsarsınız.

Ciddi anlamda oynadığım ilk oyunu, kuzenime kaybetmiştim. Hayatımda ilk kez 'Çoban Matı'na yenik düşüyordum ve bu bir trajediydi - Bu zamana dek kendimi tecrübeli bir oyuncu sanıyordum. Fakat aslında gerçek şuydu: Büyüklerimin bana karşı merhametli olmaları, mağlubiyetlerden çok daha fazla sayıda 'zafer' kazanmama sebep olmuştu.

Şimdi ise bu trajedi. 10 yılımın tamamında bir ilk.

Sonra, bambaşka nedenlerle, drama kulübüne dahil olmak isteyerek Riga Öncüler Sarayı'na gittim. Koridordaki kapıların birinin üzerindeki 'Satranç Bölümü' yazısı dikkatimi çekti. 'Harika' diye düşündüm! Diğerlerine yardımcı olan adama hislerimin incindiğini söyleyebilecektim ve o da nasıl kazanabileceğimi gösterecekti.

İçeri girdim. Orada hiçbir şey kolay yoldan anlatılmamasına karşın orada kaldım ve kaldım. En nihayetinde de oyunun büyüsüne kapıldım. Belki de bu, satranç oyuncularına ismi tanıdık gelmeyen ilk öğretmenim Yanis Kruzkop sayesinde olmuştu. Satranca çok şey kattı, çünkü yetiştirdiği tüm öğrencilerine yürekten bir satranç sevgisi aşıladı. 

 

Birkaç aylık derslerin ardından, ağabeyime karşı kazanmaya başladım. Fakat ne yazık ki, kendisi kötü oynadığından, sonuçlar bana hiç haz vermiyordu. Artık sıra daha kuvvetli rakiplerin peşinde koşmaya gelmişti..."


Anlatılanlar satranç literatürünün en kıymetli eserlerinden biri olan "Mikhail Tal'in Yaşamı ve Oyunları"'nın ilk satırlarından. 8. Dünya Şampiyonu Mikhail Nekhemyevich Tal (1936-1992) yaşıyor olsaydı, bugün 87 yaşında olacaktı...

- The Life and Games of Mikhail Tal, Mikhail Tal (RHM Press, 1976)
Devamını oku

"Berlin Celladı"


"Satranç, tarihi boyunca bambaşka nitelik ve becerilere sahip birçok olağanüstü usta yaratmıştır. Bazıları müsabakalardaki üstün başarılı sonuçlarıyla diğerlerinden ayrılanlar olurken, diğer grupta ortaya konmuş sonuçlar bakımından aynı başarıyı gösterememiş olmalarına karşın yaratıcı oyunlarıyla tüm satrançseverlerin takdirini kazanmış ustalar yer alırlar. Uluslararası Usta Kurt Richter de ikinci grubun içerisinde yer alır..."

Paul Keres, Richter'in makalelerinin en güzel örneklerinin derlendiği "Bir Güzel Sanat Olarak Satranç Kombinezonu" adlı harika kitap için hazırladığı giriş metnine bu cümlelerle başlıyordu.

Evet, doğru; bugünlerde tarihe meraklı satrançseverler dahi 'Berlin Celladı''nın en güzel oyunlarını bir çırpıda hatırlamakta zorlanacak ve 'Richter' ifadesini yalnızca ve yalnızca 1 e4 c5 2 Af3 d6 3 d4 cxd4 4 Axd4 Af6 5 Ac3 Ac6 6 Fg5 (Richter-Rauzer / [B60-69]) ve 1 d4 d5 2 Ac3 Af6 3 Fg5 (Richter-Veresov / [D01]) varyantlarıyla özdeşleştireceklerdir.
 

Öyleyse, saygın McFarland yayınevi, onca ustanın biyografileri yerine, neden Kurt Richter hakkında hazırlanan kapsamlı bir çalışmayı satrançseverlere sunmak istemiş olabilirdi?

Kurt Richter hakkındaki araştırmalarına 35 yıl kadar önce başlayan İskoç yazar Alan McGowan, yola ilk elden kaynaklara ulaşarak koyulmuş ve Alman satrancının önde gelen yazarı Rudolf Teschner ile Richter'in Doğu Almanya'da yaşayan kardeşiyle yazışmalar başlatmış. Bu sayede, başka yerlerde bulunamayacak kaynak, evrak ve fotoğraflara erişebilmiş. Bu çabaları izleyen ise Richter'le turnuvalarda karşı karşıya gelen ustalara ve çeşitli federasyonlara ulaşmak olmuş. Peki en başta, bu araştırma isteğini tetikleyen ne olmuştu? Elbette ki Richter'in bazı olağanüstü partileri:
Kalelerin açık h-dikeyinde çiftlenmeleri bazı taktikleri çağrıştırır, ancak iki kale fedasının başarıya ulaşması için ince oyun gerekli:
19 Kh8+! Fxh8 20 Kxh8+ Şxh8 21 Vh1+!
Burada hamle sırası önemli; benzer amaçlı 21 Af6 hamlesi 21...Fg4!! yanıtına karşı kaybederdi!
21...Ah7 22 Af6 Şg7
Siyah şah f8- karesinden kurtulabilecek mi? Elbette ki hayır!
23 Vh6+! 1-0
 

15 Kxd5!
Merkezdeki rakip şahı açığa çıkarmak gayesiyle. Fedanın kabulü mümkün değildi: 15...exd5 16 Axd5 Va7 17 Af6+ Şf8 18 Kd1+-.
15...Ad7 16 Kxd7! +-
Tam bir yıkım. Beyaz 26. hamlede sonuca gider: 1-0.
 
Açılıştaki 11 d5! piyon fedasıyla gelişim üstünlüğünü ve inisiyatifi ele geçiren Richter, siyah vezirin konumundan taktik bir darbeyle yararlanır:
17 Kxc6! bxc6
17...Fxc6 18 Axc6 Kxd1 19 Axa5 Kxf1+ 20 Şxf1 Beyaza kazanırdı.
18 Axc6 +-
Şimdi 18...Fxc6 yanıtını vermek mümkün olmayınca (18...Fxc6 19 Fxc6+ Şf8 20 Fh6+ Şg8 21 Vg4+-) üstünlük Beyaza geçmiş ve kendisi 23. hamlede sonuca gitmiştir: 1-0.
 
11...Şd7!?
Alekhine: "Bu güzel, tipik 'Richter' hamlesi rakibinin kanat saldırısının rüzgarını elinden alır. İlk olarak akla gelen 12 Fe5 sonrasında Siyah fil çifti avantajını basitçe ele geçirirdi: 12...Fc5 13 Fxf6 Fxd4 14 Fxd8 Kaxd8..."
Gerçekten de inanması güç bir hamle, öyle değil mi? Uzun oyunun devamında 59. hamlede sonuca giden Richter olmuştu: 0-1.

Satrançseverlerin ustalara hayranlık duymalarının nedeni çoğu zaman tahta üzerindeki derin fikirleri oluyor. Tarihi figürleri benim için değerli kılan ise, yaşadıkları tüm sıkıntılara karşın, satranç sevgisiyle tahta üzerindeki ve yayım hayatındaki mücadelelerini sürdürmeleri. I. Dünya Savaşı'nda babasını yitiren, erken yaşlarında sağlık sorunlarıyla cebelleşmek zorunda kalan Richter'in yaşamı, bunlar yetmezmiş gibi bir de Nazizmin yükselişiyle kesişiyor.



'Üçüncü Reich' dendiğinde akla gelen ilk satranç ustası Klaus Junge karşısında.
 


Gayri-resmi Münih Satranç Olimpiyatı'ndan bir karikatür.
Elindeki balta ile, Richter'in "Berlin Celladı" lakabına atıfta bulunuluyor. 

Satranca ve tarihe meraklı satrançseverler için McFarland'ın 499 oyun içeren satranç biyografisi gerçek bir festival.



Kitabın olağanüstü baskı kalitesini yansıtan, güzel iki sayfa.

- Kurt Richter, A Chess Biography with 499 Games (Alan McGowan, McFarland 2018)
Devamını oku

İSD - Analiz Satranç - MetroCity Turnuvası


Ülkemizin en köklü satranç derneklerinden İstanbul Satranç Derneği tarafından 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde İSD 1943 - Analiz Satranç - Metrocity AVM Satranç Turnuvası düzenlenecektir. Turnuvanın 35'+30" tempoyla, 6 tur İsviçre Sistemi'yle oynanması planlanmıştır. Yarışma UKD hesaplamalarına dahildir.

Turnuva Analiz Satranç sponsorluğunda, Metrocity AVM (Levent) ev sahipliğinde düzenlenecektir.

Turnuvaya kayıt için turnuva yönergesinde 2.8 maddesinde belirtilen katkı payı yatırıldıktan sonra istanbul.tsf.org.tr internet sitesinden online kayıt yaptırılmalıdır. Turnuva toplam 64 sporcuyla sınırlıdır. Diğer bilgilere yönergeden erişebilirsiniz.

Kayıt olmak için:
Devamını oku

"Satranç Antrenörünün En İyi Dersleri"


Klasiklere ve onları incelemenin önemine değer veren benim gibi eski kafalı satrançsever, Nakamura'nın küçük yaşlardan itibaren çokça yıldırım oynayıp bulunduğu seviyeye ulaşmasını hiçbir zaman kabullenemez. Sonraki yıllarda görülen AlphaZero gibi yapay zekâ tabanlı programların, temelde deneme-yanılma-öğrenme süreciyle kusursuz satranca yaklaşmaları ise, söz konusu yanılgının âdeta inkâr edilemez bir ispatıdır. Peki, satrancın bugünkü oynanış biçimini anlayabilmek için, oyunun yaşadığı evrim üzerinde büyük etkisi olan klasiklere vâkıf olmanın gerçekten de hiç önemi yok mu?

Sunil Weeramantry'yi ilk olarak Chess Life dergisinin Mayıs 1998 sayısı kapağında gördüm.


ABD'de bulunduğum 1997-8 senelerinde, benim yaşlarımdaki Asuka'yı yakından takip ederken, hiç beklenmedik şekilde, Amerika satranç tarihinin en genç ustası rekorunu kırarak esas başarıya ulaşan küçük kardeş Hikaru olmuştu. Kendisi de bir FIDE-Ustası olan Sri Lankalı Weeramantry, New York City'deki önemli okullardan Hunter Kolej'de 70'li yılların sonlarından itibaren, örnek alınan bir satranç programı başlatır. Burada eğitim alan birçok öğrenci ilerleyen yıllarda ülke şampiyonları olurlar. Asuka'nın annesiyle bu gibi turnuvalardan birinde tanışıp ilerleyen dönemlerde evlenirler.

Weeramantry, hızlı yükselişi sonrasında, Hikaru'yu çalıştırması için Büyükusta Ron Henley ile sözleşir. Bir dönem Karpov'la da çalışan Henley'in yönteminde de, genç oyuncuya sağlam bir temel verebilmek için klasiklere başvurmak yer alır. Fakat Hikaru derslerden hiç hoşlanmayınca, çalışmalara çabucak nokta konulur. 

Yıldırım satrancın Hikaru'nun gelişimine zarar vereceği birçoklarınca Weeramantry'ye söylenir. O ise, ritmi bozmamak gerektiğine, küçük çocuğa 'bu doğru / bu yanlış' gibi dayatmalarda bulunmanın yanlış olacağına inanır. Satrancın eğlence unsuru, zevk vermesi açısından önemlidir ve göz ardı edilmemelidir kendisine göre. Masum Hamleler filminde küçük Josh'ın, antrenörünün itirazlarına karşın parkta yıldırım oynamasını hatırlatırcasına...



Masum Hamleler filminin önemli park sahnelerinden biri...

Tüm bu hikâyeye tanık olduktan çok sonra, Weeramantry'nin "Bir Satranç Antrenörünün En İyi Dersleri" kitabını aldım. Genişletilmiş yeni baskısını değil, 1993 yılından olan ilk edisyonunu edinebildim. 

Weeramantry'nin öğrencilerini Hunter Kolej'de başarıya ulaştıran dersleri kaydedilir. Ed Eusebi ile birlikte, sözü geçen derslerin en etkileyici ve öğretici olanlarını seçip planladıkları kitabın örneklerini belirlerler. Çalışmalar elbette ki, birçok kitapta rastlandığı gibi, monolog şeklinde gerçekleşmemektedir; öğrencilerle etkileşim esas olandır. Önemli konumlarda yöneltilen sorular, verilen (birçoğu yanlış olan) cevaplar ve sonunda doğru olan yanıt. Bir çalışmayı akılda kalır kılan da bu değil mi zaten? 

Özellikle de 50'li yıllarda nitelikli eserler yayımlayan David McKay yayınevi kitapla ilgilenir. Fakat çok yer tutan yanlış cevaplara neden yer verildiğini ilk başta anlayamazlar. Weeramantry, bunun çalışmanın önemli parçalarından biri olduğu konusunda kendilerini ikna edince, tiraj olarak çok başarılı bu kitap ortaya çıkar. Okuru (gerçekten de) çalışmanın içine dahil eden, akıcı bir dille yazılmış bu kitaptan başka ne beklenebilir ki?

İçeriğe gelecek olursak, kitabın önsözü bir başka meşhur satranç öğretmeni Bruce Pandolfini tarafından kaleme alınmıştır. Konular iki ana başlık altında toplanır:

1) Güçlü Kareler ve Zayıf Renk Kümeleri
2) İnisiyatif ve Taşların İşbirliği

Weeramantry'nin başvurdukları, Hikaru'ya sıkıcı gelecek olsa da (!) klasikler ve kendi oyunları olur. Steinitz-Bardebelen, Smyslov-Rudakovsky gibi örneklerde taraflardan birinin hafif kötü oynaması, diğer oyuncunun hatanın nasıl cezalandırılması gerektiğini sergilemesine izin verir. Modern partilerde rastlanan, sonu nereye varacağı belli olmayan derin ve karmaşık varyantlar yerine, anlaşılır plan ve konseptlerdir bu oyunları değerli kılan. Kendi oyunlarımızda birebir aynılarıyla karşılaşmasak da, kalıpların tanınmasıdır iyi bir oyuncuyu amatörden ayıran. İşte klasikler de bu anlatının yapı taşı olmalarıyla önemlidir.

En başarılı öğrencisinin başvurmadığı klasiklerle örülü bir kitap Weeramantry'nin eseri. Bu bir çelişki mi? Elbette ki hayır! Satrançta başarıya açılan kapının anahtarı, her oyuncu için aynı değil. Önemli olan, kendi ritmimiz ve ihtiyaçlarımızla uyumlu, doğru yöntemi bulmaktan geçiyor.



Sagar Shah'ın Sunil Weeramantry ile gerçekleştirdiği röportaj ve Hikaru'nun görüşme hakkında dillendirdikleri.

- Best Lessons of a Chess Coach, Sunil Weeramantry / Ed Eusebi (David McKay Company, Inc. 1993) 
Devamını oku

Satranç Kitapları ve Milliyetçilik


Geçtiğimiz günlerde Twitter'da, Carlsen'in sekundantı Peter Heine Nielsen'in, YouTube kanalındaki videolarını defalarca övdüğümüz Ilya Levitov'u ve Amsterdam'da oynanan "Levitov Satranç Haftası" isimli prestijli turnuvaya katılan saygın Büyükustaları eleştirmesine rastladım.
 

Sporun tüm branşlarında olduğu gibi, politikanın gölgesi satrancın üstüne geçmişten bu yana hep düşmüştür. Danimarkalı ismin eleştirilerinin hedefinde, Levitov'un mevcut Rus yönetiminin destekçilerinden Solovyov'un uzun dönemli iş ortaklarından biri olması vardı. Nielsen'e göre Ukrayna karşısındaki saldırgan tutumun sona erdirilmesi için Rusya yalnızlaştırılmalı, bunun için de insanları bir araya getiren sanat, spor ve bilim dünyasından Rus temsilciler vakit kaybetmeksizin men edilmeliydiler.


Diğer taraftan turnuvayı ziyaret eden sevilen satranç gazetecisi Sagar Shah mikrofonunu uzatıp, Rus ismin YouTube kanalındaki mükemmel içerikleri neden bir websitesinde ücretli olarak sunmadığını sorduğunda, Levitov'un yanıtında milliyetçiliğin izlerini görüyordunuz: "...Çünkü hâlihazırda 'Chessable' isimli olağanüstü bir proje mevcut. Bu onların işi ve bundan para kazanıyorlar. Benim fikrim de benzer düzeyde bir içeriği Rus kitlelere sunmak. Bu ulusal bir mesele, milliyetçilikle alâkalı. Böylelikle genç oyuncular, ya da genç olmayanlar belki de Chessable'ın sunduklarından bile daha nitelikli videoları, üstelik para vermeksizin izleyip rakipleri karşısında avantaj elde edebilsinler."

II. Dünya Savaşı sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği satranç dünyasına damgasını vurdu. Chigorin ve Alekhine de o topraklarda yetişen büyük isimler olsalar da, 'Sovyet Satranç Ekolü' olarak adlandırılan sistemin Botvinnik ve ardından gelen Dünya Şampiyonları'yla oluşturulduğunun söylenmesi herhalde pek yanlış olmaz.



Leipzig 1960'da SSCB Kadrosu:
Tal, Botvinnik, Keres, Korchnoi, Smyslov, Petrosian

Bahsi geçen rakipsiz ülkenin, bilhassa olimpiyatlarda, görünürdeki en önemli rakibi Yugoslavya'ydı.


Fotoğrafta görülen 1976 yılına ait kitapta Yugoslav satranç kahramanları ile oyunları konu edilmektedir. Dubrovnik 1950'de Olimpiyat Şampiyonu olan Balkan ülkesi, Münih 1958, Varna 1962, Tel Aviv 1964, Lugano 1968 ve Nice 1974'te ise SSCB'nin ardından ikinci sırada yer alır. Helsinki 1952, Amsterdam 1954, Leipzig 1969, Siegen 1970, Üsküp 1972 ve La Valetta 1980'de ise aşağı yukarı aynı Büyükustaların oluşturduğu Yugoslav ekip bronz madalyayı kazanır.

Vilan Midmar, Bora Kostic, Svetozar Gligoric, Vasja Pirc, Petar Trifunovic, Aleksandar Matanovic, Bora Ivkov, Mijo Udovcic, Bruno Parma, Mato Damjanovic, Dragoljub Janosevic, Milan Matulovic, Dragoljub Ciric, Albin Planinc, Ljubomir Ljubojevic, Bojan Kurajica, Drazen Marovic, Predrag Ostojic, Milan Vukic... Büyükustaların parmakla gösterildiği dönemde ülkelerini zirveye taşıyan bu isimlerin oyunlarını içeren kitap, Yugoslavlar'ın satranç dünyasına bir başka armağanı olan Sahovski Informator yayınevi tarafından yayımlanmış. En önde gelen ustaların kısa biyografileri Janosevic tarafından okurlara sunulmuşken, kitabın her satrançsevere hitap edebilmesi için oyun analizlerinde, "Evrensel olmayan, milli olamaz" tezini hatırlatırcasına, 'Informatör dili' kullanılmış.

Bir ülkenin sahip olduğu mirası, dünyanın tüm satrançseverleriyle gurur içinde paylaşmak istemesi gerçekten de harika. Ancak bunu amaçlarken, Kotov ve Yudovich'in "Sovyet Satranç Ekolü" kitabında olduğu gibi, çalışmayı bir propaganda enstrümanına dönüştürmemek de önemli. İlgili tutumun, içeriğin önüne geçmemesi için bu dengenin korunması çok mühim.


Paylaşımı kitapta rastladığım dikkat çeken diyagramlarla noktalamak istiyorum. "Söz uçar, yazı kalır"'dan sonra, "Yazılar unutulur, konumlardır akıllarda kalan" diyerek (oyunların tamamı için diyagramları tıklayabilirsiniz):


Levenfish - Vidmar
Karlsbad 1911


Gligoric - Bidev
Belgrad 1946


Matanovic - Kostic
Vinkovci 1948


Fuderer - O'Kelly
Bled 1950


Kokkoris - Marovic
Atina 1970


Planinc - Andersson
Sombor 1970


Baretic - Pirc
Cateske Toplice 1968


Toth - Matulovic
Budapeşte 1972


Velimirovic - Rajkovic
Üsküp 1971


Ljubojevic - Padevsky
Nice 1974


Gufeld - Planinc
Üsküp 1971

- Yugoslav Chess Triumphs, Trifunovic & Gligoric & Maric & Janoševic (Sahovski Informator, Belgrad 1976)
Devamını oku

Alekhine ve Fransa'daki Şato


Genna Sosonko'nu makalelerinden oluşan derlemesi "The Essential Sosonko", hayatımda en okuduğum en heyecan verici eser olabilir. Ana olarak oyunlarından tanımaya çalıştığımız figürlerin her birinin ilginç yaşam öyküleri, okurlarda "satrancı bir zamanlar ne kadar derin kimseler oynuyormuş" düşüncesini uyandırıyor. Satranca adanmışlığıyla iz bırakan 4. Dünya Şampiyonu Alexander Alekhine'in 'Paris Yılları' da bu enteresan hikâyelerden biri...
 

Mannheim 1914, I. Dünya Savaşı, Ekim Devrimi ve Capablanca'yla yapılan ünvan maçı derken, Alekhine sonraki yıllarda patlak verecek II. Dünya Savaşı öncesinde aradığı huzuru Paris'te bulur. Aslında Ossip Bernstein ve Eugene Znosko-Borovsky gibi önde gelen satranççılar gibi, Alekhine de Fransa'yı yeni vatanı olarak çoktan belirlemiştir. Fransız vatandaşlığı başvurusu, okyanusun öteki tarafındaki Ünvan Maçı'nın sonlarında kabul edilince, Alekhine şu unutulmaz sözleri dillendirir: "Bir Kübalı'yla bir Rus arasındaki Dünya Şampiyonluğu Maçı, bir Fransız'ın zaferiyle noktalandı!". Paris'e döner dönmez Şampiyon'un onuruna birçok resepsiyon ve ziyafet düzenlenir. Fransa'da yaşayan Rus entelijansiyasıyla daha yakın temas kurabilmek için, tıpkı Bernstein gibi, Mason locasına dahil olur...
 

1934 yılında eşine Nadine'den boşanan Alekhine, varlıklı Amerikalı Grace Wishar ile evlenir. 42 yaşındaki Dünya Şampiyonu'nun dördüncü eşinin kendisinden 16 yaş büyük olması sebebiyle satranç çevrelerinde 'Alekhine Philidor'un dul eşiyle evlenmiş' esprisi dolaşır. Fakat Seylan'da çok geniş çay bahçelerine sahip Wishar'ın ekonomik imkânları, Alekhine'in hayat gailelerinden soyutlanıp tamamen satranca odaklanmasına fırsat verir. Wishar Normandiya'da günümüzde hâlâ ayakta olan bir şato satın alır ve II. Dünya Savaşı çıkana dek Alekhine çifti burada yaşar.
 

Sosonko'nun makalesinin dipnotunda şu bilgilere yer verilmiştir:

"Dieppe'e yakın küçük kasaba St.-Aubin-le-Cauf'ta Château Châtellenie hâlâ duruyor. 1999 yazında Rouen'deyken, 45 dakikalık araba yolculuğuyla oraya vardım. Şatoda şimdi beş odadan oluşan bir otel yer almakta. Her odaya bir satranç taşının ismi verilmiş: şah, vezir, kale ve at. En iyi oda ise Alekhine ismiyle adlandırılmış. Aşağı katında bulunan iki büyük salonunda resepsiyonlar düzenlenen şato oldukça görkemli. Etrafında ise nehrin kıyısında, çakıl taşlarıyla örülü güzel bir park yer almakta."
 

Otelin websitesinde de şatonun tarihçesi yer almakta ve Alekhine ismi hiç şüphesiz burada da geçiyor.


"...St.-Aubin şatosu Fransız-Rus şampiyonun son ikametgâhıydı. Savaş yıllarında şato Alman ordusunun bir üssü olup daha sonra bir hastaneye dönüştürüldü. Alman ordusu tarafından inşa edilen nizamiye, malikânenin girişinde yer alıyor. Alekhine'in 1946 yılındaki ölümü sonrasında, eşi malikâneyi harap bir biçimde şimdiki sahiplerine bırakmıştır. O günden bu yana, mimari yapının canlandırılmasına çaba gösterilmektedir."

Kaynaklar:
- La Châtellenie Websitesi
- The Essential Sosonko, The Paris Years (Genna Sosonko)
- Alexander Alekhine (Selim Çıtak)
Devamını oku

Bir Kitabın Açtığı Dünya: Mat Problemleri


Tutkuyla bağlanıp üzerinde çokça vakit geçirdikten sonra, henüz onu tanımamış kimselerin satrancı 'sıkıcı' bulmalarına şaşırırsınız. Sportif başarılarla yaşanan hazzı bir kenara bırakalım; derinlemesine bir hesabın, parlak bir fikrin veya gizlenmiş bir inceliğin estetik duygumuzun beslemesiyle bir anda heyecanlanmaz mısınız? Temelde bunu sağlayan, 64 karenin üzerinde olan biteni anlayabilmekten geçer.

Ekonomiklik ilkesi içinde, tahtada yer verilen en az sayıda taşla derin bir fikrin sergilendiği etütlerden, geç yaşta da olsa büyülendiğimi belirtmeliyim. Peki aynı duyguları, mat problemleriyle karşılaştığımda neden hissedemiyorum? Bu olumsuzluğun temelinde, sunulan pozisyonların sıra dışı olmalarının yattığını sanıyordum. Her seviyede yaşanmakta olan 'açılış belası'ndan kurtulma fırsatı vermesine karşın, birçok satrançsever "Chess960"'ı da benzer nedenlerden ötürü sempatik bulmuyor. Doğru; Fischer Satrancı'nda oyunun en kritik anının zaman zaman başlangıç konumu olması bu durumun sebeplerinden biri, fakat esas neden taşlar arasında bir ahenk gözetmenin güçlüğü. Aslında öyle mi?


Bir konuyu değerli bulabilmeniz, ondan keyif alabilmeniz için öncelikle onu anlamanız gerekiyor. Tıpkı Fischer Satrancı'na bugüne dek kafa yormadığım gibi, mat problemlerine de, hakkında bir yargıda bulunmak için gerekli olan minimum ilgiyi göstermediğimden, bir türlü ısınamadım. Fakat geçtiğimiz günlerde elime geçen tarihi bir kitap, bu eksiliğimi giderecek gibi görünüyor...
 


Brian Harley'den İki Hamlede Mat Problemleri

Analiz Satranç'tan arkadaşım Sati Emre Güner'den Pazar sabahının erken saatlerinde gelen kitap fotoğrafı mesajı beni heyecanlandırmaya yetti: Emre'ye "London, G. Bell & Sons Ltd, 1931" ibaresini görür görmez, "Bu kitabı nasıl edinebiliriz?" sorusunu, eserin ismine dahi bakmadan yönelttim. Bell & Sons, yüzyılı aşkın süre önce yayımladığı şömizli / bez-ciltli kitaplarının her birinde, satranç kitaplarında mizanpajın nasıl olması gerektiğini gösterir. Brian Harley'in İki Hamlede Mat Problemleri de bir istisna değil; fakat bu defa içeriğe, yani mat problemlerine odaklanacağım.

Mat Problemi: "Bir avantajın, bir ya da birden fazla fikrin, en iyi şekilde sergilenip değerlendirilerek belirli bir hamle sayısı içinde oyunu mata götüren kurgu konumlara verilen isim" tanımıyla başlıyor İngiliz ismin çalışması. Harley, kompozitörün turnuva oyuncularına karşı sahip olduğu avantajdan bahsederek sözlerine devam eder: "Kompozitör, tahtada bir dizi dâhiyane saldırı ve savunma manevrasını sergilemek isteyebilir. Ya da okuru yanıltmak, ilginç mat konumları hazırlamak, belirli bir stratejik mekanizmayı tekrarlamak, ya da yalnızca pozisyonda tuhaf isteklerini ortaya koymak gibi farklı noktalara da odaklanabilir. Her hâlükârda, kendisinin turnuva oyuncusu üzerinde sanatsal bir üstünlüğü olacaktır - Hem beyaz hem de siyah taşları, arzuları doğrultusunda kendine hizmet ettirebilecektir..."

Kurguculukta taşların hareket kabiliyetleri ile tahtanın limitleri dışında, kompozitörü sınırlayan katı prensipler yok gibi görünse de, ortaya konan 'ürün'ün, tıpkı bir sanat eseri gibi değerli kabul edilmesi için belirli şartları sağlaması beklenir. Çözüm herhangi bir dualite (ya da üçleme) veya alternatif 'anahtar' içermemelidir. Problemdeki fikrin çok benzerinin daha önce bir başka kurgunun içinde yer alması ise sorunun özgünlüğüne şüphesiz gölge düşürür. 

Koskoca problemcilik dünyasını tek bir makalede anlatabilmek mümkün olmadığından, Harley'in eserinin içeriğinden söz ederek devam etmek istiyorum:

- Giriş
- Tanımlar
- Siyahın Savunmasına Dayanan Temalar
- Siyahın Hatalarına Dayanan Temalar
- Mat Stratejisi
- Kombinezon Temaları
- Değiştirilmiş ve Ekli Matlar
- Yapı
- Kurguculuk
- Çözüm ve İnceleme


Jonathan Rowson'ın Mühim Olan Hamleler'deki tespiti kurguculuk için de geçerli mi, emin değilim. Problemi çözmek size keyif verse de, kompozitörün orijinal bir fikri sergilediği 'eser'inden aldığı haz çok daha büyük olmalı. Harley de tam da bu sebeple kitabının sonunu üç önemli kısımla oluşturmuş: Yapı / Kurguculuk / Çözüm ve İnceleme.

Yapı:
"Satranç problemciliğinde yapı prensibi tek bir kelimeyle özetlenebilir - Ekonomi."

Kurguculuk:
"Satranç problemleri kurgulama sanatı da, her sanat  gibi, bir noktaya kadar öğretilebilir. Birinci sınıf özgün bir problem kurgulayabilmeniz için yeterli teknik bilgiye, daha önce kurgulanmış olan problemlerin bilgisine, ince bir fikre ve biraz da ... şansa ihtiyacınız olur."

Çözüm ve İnceleme:
"Bir müsabakada ciddi bir görev olan çözümlemede yalnızca teknik bilgiye sahip olmanız yetmez, aynı zamanda olası hataların dikkatlice tespitine ihtiyaç duyulur."

Tüm bu anlatının bir yere varabilmesi için kitaptan örneklerle yazıyı tamamlayalım. İlk olarak bir minyatür:



A.G. Corrias

Good Companion Folder, 1917
İki hamlede mat (Tema: "Yıldız Kaçışı")
 
Anahtar: 1 d6 (bekleme)
1...Şc8 2 Ff5#
1...Şe8 2 Ve7#
1...Şe6 2 Vf5#
1...Şc6 2 Fa5#

Bu nispeten basit örnekten sonra şık bir problemle devam edelim:



M. Havel

Illustrovany Svet, Aralık 1903
İki hamlede mat (Tema: "Fedayla 'Model'")
 
Anahtar: 1 Kf6
1...Şxf6 2 Ve7#
1...Fxf6 2 Ve4#
1...Fxd3 2 Fc3#

Üçüncü örnekte tahtayı kalabalıklaştırarak seviyeyi yükseltmek istiyorum, ki okur 'Ne varmış bu problemlerde?' diye düşünmesin:



A. Bottaacchi

Italia Scacchistica, Mayıs 1918
İki hamlede mat (Tema: "Yarı-açmaz + Self-Blok")
 
Anahtar: 1 Ae6 (Tehdit Ve4#)
1...Kxe6 2 Vb5#
1...Kc4 2 Vxd7#
1...Ac5 2 A6c7#
1...Ad6 2 A8c7#
 
Sonuncusu, Bell and Sons dizgisini sergilemesi adına kitaptan bir görsel kesit olacak:


Harley'in 1914 yılından bir kurgusu karşımızdaki. Tema ise "arayı kapatarak açmazdan kurtarma". Görüldüğü üzere "Anahtar" 1 f4. 'Siyah' ifadesinin altında kendisinin olası tepkileri, 'Beyaz' ibaresinin altında da ikinci hamlede gerçekleşen matlar görülmekte. Kurgunun kendisi harika, peki ya dizginin yalınlığına ne demeli?

Mat problemleri gerçekten de çok zor bir uğraş. Temponun çok hızlandığı günümüzde, geçmişteki kadar rağbet görmediği de muhakkak. Fakat bu onun suçu değil. Tıpkı "Hayat satranç için çok kısa, fakat bu satrancın değil, hayatın bir kabahati." sözünün vurguladığı gibi...

- Mate in Two Moves, Brian Harley (Bell & Sons, Londra 1931)   
Devamını oku

"Önce Oyna, Sonra Düşün"

 
Lisede arkadaşlarımla fırsat buldukça Küçükpark'taki bilardo salonlarına gittiğimi anımsıyorum. Dışarıdan bakanlar için bir zekâ oyunu gibi görünen satrançtaki (görece) başarılarıma karşın üç bant bilardodaki yeteneksizliğim arkadaşlarımın bana takılmalarının sebebiydi. Üstelik dalga konusu olan yalnızca ben de değildim; bilardonun hem düşünce hem de eylem gerektirmesiyle satrançtan daha zorlu bir branş olduğu konusunda her defasında ikna edilmeye çalışıyordum! 

Satrançsever'in 4. sayısında Nazmi Can Doğan'ın incelediği "Önce Oyna, Sonra Düşün" Willy Hendriks'in ilk eseri olmasına karşın, ismiyle kulağı tırmalayan bu kitabı yeni edinebildim. "İyi Hamlelerin Kökeni Üzerine" ve "Mürekkep Savaşı" gibi sonraki çalışmalarında rastlanan, geleneksel anlayışa ve genel kabule olan başkaldırının izleri Hollandalı ustanın bu kitabında da rastlanıyor. İçeriğe birazdan değineceğim ancak, önce bilardoya dönelim: "Kayınpederim ÖVKSB isimli bilardo kulübünün bir üyesiydi: Önce Vur, Kalanlara Sonra Bak. Bir kıyaslamayla, bir satranç kulübünü benzer bir şekilde adlandırabilirsiniz: Önce Oyna, Sonra Düşün..." Lisedeki 'travmalarımı' (!) mezun olduktan 22 yıl sonra anımsamak ilginç bir tesadüf olsa gerek!

Özellikle de satranca ilk adımlarımızı attığımız dönemlerde, bırakın konumun inceliklerine eğilmeye, hangimiz rakibin tehditlerine dahi bakmaksızın hızla oynayıp acı mağlubiyetler tatmadı ki? Bu olumsuz sonuçların nedeninin 'yeterince düşünmemek' olduğu söylenmemiş miydi bizlere? Peki Hendriks, kitabına neden böyle bir isim vermiş olmalıydı?

Bir konum hakkında öğrencisiyle birlikte kafa yoran antrenörün, pozisyonun ihtiyaçlarını, gerekli planı ve bunu başlatacak anahtar hamleyi öğrencisine doğrudan söylemesi faydalı bir yöntem olarak kabul edilmez. Bu metotla gerçekleşecek çalışma monoloğa dönüşeceği gibi, oyun sırasında kendiyle baş başa kalacak öğrencinin araştırma isteği de körelecektir. Peki bu olumsuz yaklaşıma neden en tecrübeli antrenörler dahi fark etmeden zaman zaman başvururlar? Konumu tanıyan ve inceliklerini bilen antrenör, pozisyonla ilk defa karşılaşan öğrencisinden de (haksız şekilde) aynı tepkileri göstermesini bekler. Oysa bildiğiniz bir konu ile ilk defa karşılaştığınız bir durum hakkında göstereceğiniz tepki birbirinden mutlaka farklı olacaktır. Bu bağlamda Hendriks, özellikle de ilk defa karşılaşan halleri ele alıyor ve "...Önce konum değerlendirmesinde bulunup hamlelere ondan sonra bakmıyoruz. Hepsi aynı anda gerçekleşiyor!" iddiasında bulunuyor ve şöyle devam ediyor: "Konumdan, etkili bir hamleyle bağlantılı değilse, anlamlı bir özellik çıkaramazsınız. Pozisyonun özelliklerini ve onlarla eşleşen hamleleri aynı anda görürüz; etkili bir hamleyle ilintili olmayan özellikler ise alakasızdır. Örneğin Ag5 veya Fxf7 gibi hamleler (aynı anda ya da öncesinde) gözümüze çarpmıyorsa, f7- karesindeki zayıflığı da görmeyiz".

Sizce de, bilardodan çok daha basit bir oyun olan (!) satranç için oldukça felsefi bir açıklama değil mi? Yazar okuru bu kadar terlettikten sonra "Seviyesini yükseltmek isteyen satranç kitapları okuyucusu, metinlerden pek bir şey beklememeli, bunun yerine kendisinin sunulan materyali çalışması gerekir!" diyor. Düşünce süreçlerimizi, doğru hamleyi bulma mekanizmamızı masaya yatırıp, bizi karmaşık arayışlar içine soktuktan sonra, metinlerin sihirli değnekler olmadıklarını vurgulamak kulağa çelişki gibi gelse de esasen doğru. Yazar bu nedenle her bölüme çalışma materyalleri (diyagramlar) vererek başlıyor. Bunlardan dördüncüsü ve arkasındaki açıklamayla incelememizi tamamlayalım:


Oleg Romanishin - Predrag Nikolic

Leningrad 1987
15 Kad1 sonrasındaki konum

"Bu konumu birçok farklı gruba sundum. Nikolic konumdaki en kuvvetli hamleyi, 15...Fe8'i oynamıştı. Birçok öğrencim ise, bir diğer cazip olanak 15...e5'i tercih etti.

15...Fe8 hamlesini nasıl bulursunuz? Muhtemelen bu planı 'biliyordunuz'. Az çok bu konuma benzer pozisyonlarda uygulanan ...Fd7-e8-h5 manevrasını daha önce görmüşsünüzdür ve fikir konuma baktığınız anda zihninizde canlanır. Ve iyi olduğunu da görürsünüz.

Bu durum (illaki) bilinç düzeyinde oluşmaz. Aklınıza bir anda gelen hamle için gerekçe bulabilmek için çok fazla alanınız da var: 'Filimin piyonlar tarafından kısıtlandığını gördüm. Rakibim açık-renkli kareleri de g2-g3 sürüşüyle zayıflatmıştı ve bu durumdan faydalanmak için filimi h5- karesine yönlendirebileceğimi düşündüm. Ayrıca manevra açmaz nedeniyle iyi olabileceği gibi, d4- ve e5- karelerinin kontrolü mücadelesinde de yararlı olabilecekti. f3- karşısındaki baskı hususunda, f8'deki kaleyle de iyi bir işbirliği içerisinde'. Böyle kuvvetli bir hamleyi örnek bir mantıklı yaklaşımla nasıl bulduğunuza kendinizi işte böyle inandırırsınız. Bir bakmışsınız ki, öğrencilerinize doğru hamleyi bulabilmek için konumun özelliklerine bakmaları gerektiğine salık verirsiniz. Kendilerinden 15...Fe8 hamlesini, tıpkı sizin bulduğunuz gibi bulacaklarını bekleyerek.

Belki de kendinizi böyle kandıramayacağınızı düşüneceksiniz. Oysa psikolojideki birçok güncel araştırma, insanların kendilerini yanıltmaları konusunda çok yetenekli olduklarını ve bilinçaltlarından kaynaklanan davranışlarına, bilinç düzeyindeki bir rasyonelleştirme getirdiklerini gösterir. Zihnin olayın sonrasında inşa edilerek, insanın kendini kandırmasına 'sonradan anlama önyargısı*' denir..."
(*Ç.N.: Sonuç belli olduktan sonra, sonucun önceden kolayca tahmin edilebilir olduğunu düşünme yanılgısı).

İngiliz Satranç Federasyonu tarafından 'Yılın Kitabı' ödülüyle taltif edilen "Önce Oyna, Sonra Düşün"'de bahsedilenler beni derinden sarstı. Oyun analizlerini çok seven birisi olarak, geçmişteki incelemelerimin acaba böyle bir yanılgı eşliğinde mi yapıldığı kuşkusunu bende uyandırdı. Yazar 'Kendini geliştirmek isteyen, alıştırmalara odaklansın' dese de, düşündüren metinleri okuyup, onları umursamamak hiç de kolay değil. Neyse ki kendimi ilerleme heveslisi bir oyuncudan ziyade, oyunun mantığını anlamaya çalışan amatör bir satrançsever olarak tanımlıyorum!

- Move First, Think Later, Willy Hendriks (New in Chess, 2014)
- Yararlanılan Kaynak: Satrançsever / Sayı 4 (Kitap İncelemesi - Nazmi Can Doğan)
Devamını oku

Soltis ve "Ben de Başarabilirim!" Hissi

 
Büyükusta Andrew Soltis'i son yıllarda en çok satranç tarihi hakkında hazırladığı saygın kitaplarla görüyoruz. "McFarland" baskı kalitesindeki standardı öyle yüksek belirliyor ki, bahsi geçen kitaplarının fiziki özellikleri çoğu zaman içeriğin önüne geçiyor. Fakat New York Post'un köşe yazarının okur-dostu dili, çalışmalarını, birçokları tarihe meraklı olmayan satrançseverler için zevkle okunan kitaplara dönüştürüyor.



Bobby Fischer ve Andy Soltis

8 Ağustos 1971

Soltis'in işbirliği içinde yer aldığı diğer yayınevi de "Batsford". Satranç kitaplarından keyif almanın dışında diğer beklenti, okurları bulundukları noktadan bir başka noktaya taşımaları. Diğer bir deyişle, satranç anlayışlarını geliştirmeleri, bilgi haznelerine yeni fikirler ve düşünceler katmaları. McFarland yayımcılık çizgisinde biyografik çalışmaları öncelerken, Batsford'un tercihi gelişim amaçlı kaleme alınmış kitaplar. "Satranç Çalışmanın Kolaylaştırılması" da böyle bir eser.

"Öğretici satranç kitapları çok şey vadeder. Bazıları size daha iyi oyuncular olma sözünü verir. Kimi ise, uygun teknikleri çalıştığınız takdirde, okurlarını usta yapma vaadinde bulunur.
Fakat çalışma tekniğinden parmakla sayılacak kadar az kitap bahseder. Bu durum zavallı öğrenciyi, önüne çıkan devasa satranç literatürü ve yazılımıyla debelenmek durumunda bırakır. Kendisini boğan, çok fazla bilgi olur.
Gelişme sıkıntısı yaşayan öğrenci, doğal bir yeteneğe veya doğru bilgisayara ya da kitaplara sahip olmadığını düşünmeye başlar. Ya da günde beş, yedi, hatta on saat çalışmak istemediği için ilerlemeyediğine inanır. 
Oysa sıkıntı bu değildir. Her öğrenci ilerleyebilir, hatta kendisini çok geliştirebilir. Öğrenmesi gereken, nasıl öğrenebileceğidir..."


Gerçekten de önemli olanın çok çalışmak değil, verimli çalışmak olduğu bir dönemdeyiz. Soltis kitabı boyunca bu tespitin altını çizerken, belirlediği birkaç başlık altında samimi tavsiyelerde bulunuyor:

- Satranç okul değildir
- Satranç algınızı işlemek
- En büyük çalışma miti
- Bir açılışı çalışmanın doğru yolu
- İki-buçuk hamle satranç
- Oyunsonu fobisini yenmek
- Çok fazla bilgiyle yaşamayı öğrenmek
- Usta oyunlarından nasıl daha fazla öğrenebilirsiniz?

"İki-buçuk hamle satranç" ifadesiyle ne denmek istenmişti?

"...En kuvvetlisi olmasa da, iyi bir hamleyi çoğu zaman kısa bir hesaplama sonucunda bulabilirsiniz. Ne kadar kısa? Geleceğe doğru yapılacak iki-buçuk hamle. Bir aday hamleyi düşünürken, rakibinizin en kuvvetli yanıtını göz önünde bulundurmanız gerektiğini hâlihazırda biliyorsunuz. Bu, tam bir hamleyi öngörebilmek anlamına geliyor. Aşağıdaki konumu ele alalım (D):
 


Dominguez - Morozevich

Wijk aan Zee, 2009
hamle Beyazda

Beyaz akla gelen aday hamleler hakkında çok çabuk kanaat getirebilir. Öncelikle mümkün olan alışlara bakar ve 1 Vxg5 hamlesinin 1...Vxd1+ ile yanıtlanacağını görür. Bu seçenekte - bir hamleden fazlasına bakmasına gerek yoktur - 1 Vxg5?? berbattır.

İyi oyuncular, şah çekme olanaklarına bakılması gerektiğini de bilir. Ancak 1 Vd6+ Şg8 Beyaza pek yardımcı olmaz. Ayrıca 1 Vd8+ Kxd8 2 Kxd8+ devamyolu da 2...Fxd8! yanıtı nedeniyle mata götürmez.

Bir diğer aday hamle 1 Kb8'dir. Siyahın bazı olası tepkileri, bu hamlenin dikkat çekmesine sebep olmuştur. Örneğin, 1...Fxd2 alışı 2 Kxc8# olurdu. Son devamyolu Beyazın 1, Siyahın yarım hamlesinden oluşan 1,5 hamle sürmüştür. Fakat Beyazın 1 Kb8 sonrasındaki diğer seçeneklere de bakması gerekir ve bu değerlendirme biraz daha uzun sürecektir. 1...gxf5 2 Kxc8 gelirken, 2...Şg7 3 Vg5#'a izin verir ve 2...Şe7 de 3 Vd6#'la yanıtlanır. Her iki varyant da 2,5 hamle sürmüştür. Beyazın son olarak bir olasılığa daha, 1 Kb8 Kxb8 (D) seçeneğine bakması gerekir.

 

2 Vd6+!'nın bu noktada, ilk hamlede olduğundan çok daha etkili olacağını görür, çünkü Beyaz üçüncü hamlesinde bitirici 3 Vxb8+ oynayacaktır. Bu devamyolu da 2,5 hamle sürmüştür (Aynı devamyollarını gören Siyah 1 Kb8! sonrasında terk etmişti)..."


2,5 hamle, yazarın belirttiği gibi, yalnızca bir kılavuz. Konum keskin olduğunda elbette ki çok daha uzun hesaplamaya ihtiyaç duyulacaktır. Ancak yazarın bu ve benzeri samimi tavsiyeleri, okurun kendi pratiğinde hayata geçirebileceği öneriler içermekte.

Soltis'in okur-dostu tarzı, bizleri satrancın aslında pek de zor bir oyun olmadığı yanılgısına düşürebilir. Ancak temelde, hedeflere ulaşabilmek için, "Doğru yöntemlerle ben de başarabilirim!" inancına sahip olmak gerekmiyor mu? Yazar ve okurun âdeta etkileşim içinde olduklarını hissettiren bu kitapların belki de en büyük faydaları da sözü geçen inancı öğrenciye vermekte yatıyor.

- Studying Chess Made Easy, Andrew Soltis (Batsford, 2010)
Devamını oku

"Satranç Dünyam" ve 'Amatör Gecesi'


Sevilen YouTube kanalı "Satranç Dünyam", her Cuma akşamı 'Amatör Gecesi' ismiyle popüler bir etkinlik düzenlemekte. Bu haftadan itibaren, Analiz Satranç olarak buluşmaya kitap armağanları vererek katkıda bulunmak istedik. 

http://youtube.com/c/satrancdunyam

Kitaplarımızı daha büyük kitlelerle tanıştıracağı için FM Yasin Emrah Yağız'a teşekkürler!
Devamını oku

Leonard Barden ve "Puanlı Satranç"


Bir öğretmenin en büyük başarısı, öğrencisine kendi başına çalışma sevgisini aşılayabilmek olmalı. Sosyal ortamdan, ya da dikkatinizi dağıtabilecek hemen her şeyden uzaklaşabilmek bu devirde pek de kolay olmasa gerek. Üstelik başarı ve başarısızlığın, bazen kritik bir konumda alınan tek bir kararla belirlendiği satrançta yeterli motivasyonu bulabilmek herkesin harcı değil. Satrançta bu zorlu görevi keyifli kılabilen uygulamalardan biri, "Puanlı Satranç".

Satrançsever'in içeriğini planlarken, yer vermek için aklımıza ilk getirdiğimiz köşe "Puanlı Satranç"tı. Çok uzun olmayan güncel turnuvalardan bir oyun, ya da o sayıda hakkında bir makale yayımlanan geçmişin ustasına ait bir parti en arka sayfalarda yerini alırdı. Sunulan karşılaşmanın öğretici değere sahip olabilmesi için, kuvvetli hamlelere yüksek puan vermek yeterli olmaz; fikrin inceliklerinin okura kısa ama öz bir biçimde anlatılması gerekirdi.

Geçtiğimiz günlerde, uzun soluklu köşe yazılarıyla satranç gazeteciliğinin duayeni Leonard Barden'in 1957 yılında yayımlanmış "Satrancınız Ne Kadar İyi?" isimli kitabı elime geçti. Aslında bez-ciltli kapağa sahip, biraz sararmış ama tarih kokan sayfaları gördüğümde âdeta büyülenerek, içeriğin önemi benim için aniden ikinci sıraya düşüyor. Fakat edindiğim kitabın bir puanlı satranç derlemesi olduğunu görünce gerçekten de çok sevindim. 

Barden 35 oyunu aşağıdaki başlıklar altında toplamış:
- Merkezin Kontrolü
- Gelişim Üstünlüğü
- Konumsal Oyun
- Hücum Oyunu
- Savunma Sanatı
- Kombinezonlar
- Sıkıştırma Tekniği
- Oyunsonları

Okurun her bir oyunda toplayabileceği en fazla 50 puan bulunuyor. Kitabı çalışma kaynağı olarak kullanacak satrançsever için, hamlelerin üzerini kapatabileceği ufak bir kağıt ve seçimlerini not edebileceği bir defter faydalı olacaktır. Oyunun sonunda toplanan puanlar ise, okurun düzeyinin hangi seviyeye tekabül ettiğini gösterir. 45-50 (usta düzeyi), 40-44 (İngiliz Şampiyonası'nda iyi bir skor), 35-39 (Hastings Premier standardı) gibi. Anlaşılan Barden, oyunlarına birçok farklı ismi konuk etse de kitabını esas olarak İngiliz satrançseverler için kaleme almış. 

İkinci oyun Mangini-Kotov, 1957 partisinden örnek bir konum:


20 Kfd1 sonrasında

20...Vf6
4 puan! Beyazın son hamlesi bir tuzak içeriyordu: 20...Axb4 karşısında 21 cxb4 Kxc4 22 Axc4 ve takiben 23 Axd6 devamyolu sonrasında Beyazın feda edilen vezir karşısında yeterinden fazla materyeli olurdu. Şimdi ise Siyah rakibini ...Ae5-d3 manevrasıyla tehdit etmektedir.

Puanlı satranç yalnızca tek başına yapılacak çalışmalarda keyifli olan bir uygulama değil. Bu tür etkinlikler grup çalışmalarını da eğlenceli hale dönüştürebiliyor. Hele, sonunda en fazla puan toplayana küçük bir ödül de varsa!

- How Good is Your Chess?, Leonard Barden (D. Van Nostrand Company, Inc. 1957)
Devamını oku

"Prag'da Şah-Mat"


 
Satrancın ve onu kitleler için büyülü kılan ustalarının, siyasi ikballere kurban edilişlerinin bir eleştirisiydi "Pawn Sacrifice". Ne yazık ki bu temel nokta dahi, ülkemizde satrancı belli bir sınır içinde görmekle yetinip, ona daha fazla önem vermeye gerek görmeyenler tarafından göz ardı edilince, (birçok hata barındıran) 2014 yapımı film "Şah-Mat" ismiyle seyircilerle buluşmuştu...

Geçmişten günümüze var olan "Satrancı kimler yönetmeli? Satranççılar mı, yöneticiler mi?" tartışmasını bir kenara bırakalım. Nadiren de olsa, kuvvetli ustalar aktif politika içinde yer alıp, sadece satrançta değil, ülke yönetimlerinde de söz sahibi olabiliyorlar. Ludek Pachman'ınki de böyle bir hikâye.

Pachman'ı oyunortasına ilişkin öğretici kitaplarıyla tanımış, Çekoslovak temsilcinin 'tarihte bugün' paylaşımları için araştırma yaparken, 50'li yıllardan itibaren kuvvetli bir Büyükusta olduğunu öğrenmiştim. Fotoğraftaki kitabı ise ülkesini terk edip,  sorunlarını özgürce dile getirebildiği bir mecrada, herhangi bir sansüre uğramadan paylaşılan otobiyografisi. 
 

Sadık bir komünist olarak aktif siyasetin içinde yer alan Pachman, Orta Doğu meseleleri hakkındaki politikalarda partisiyle ayrışır. Sovyetler Birliği'nin başını çektiği Varşova Paktı'na bağlı ülkelerin, Çekoslovakya'daki 'Prag Baharı' ismiyle adlandırılan reformist ivmeyi bastırmak için tanklarla Prag'ı işgali ise Pachman'ın yaşamı boyunca savunduğu fikirlerini sorgulamasına sebep olur. Artık kendini bir anti-komünist olarak tanımlamaktadır. Aktif siyasetten bir süre önce çekilmiş olsa da, saygı gördüğü her ortamda bu durumun yanlışlığını, karşılaştığı haksızlıkları dile getirmekten geri durmaz. Merdiven altındaki toplantılar, illegal şekilde kopyalanıp dağıtılan bildirgeler Pachman'ın yaşamının bir parçasıdır artık. Bu faaliyetleri sonucunda, Atina'da kazandığı bir turnuvanın dönüşünde tutuklanıp, aylarca hapishanede kalır. Gördüğü işkenceler ve yaşadığı sıkıntılar sonucunda, huzuru dine dönmekte bulur.

Pachman arkasında, birçoğu saygın kitaplar olarak kabul edilen sekseni aşkın eser bırakır.
 

Ancak hayat kendisi için, yıllarını adadığı satrançta ibaret değildir. Keres'in eserleri hakkında yaptığı şakaya kitabında yer vererek bunu gösterir: "Uluslararası bir turnuvada, gazetecilerden biri satranca nasıl başladığımı sordu. Bana teyzemin öğrettiğini söyledim, fakat onunkisi biraz farklı bir oyundu - başlangıç konumunda filler atların, atlar da fillerin yerindeydi. Estonyalı Büyükusta Keres diyaloğumuzu duyar duymaz tipik şakalarından birini yaptı: "Kitaplarını okuyan satrançseverlerin, bu durumu mutlaka göz önünde bulundurması gerekir!"

Günümüz Büyükustalarına en ufak bir eleştiri getirdiğimde, satrançlarını haddim olmadan, beğenmediğim düşünülüyor. Oysa konu bu değil. Geçmişin başarılı ustaları için hayat satrançtan ibaret değildi. Teknolojinin ilerlemesiyle kusursuz satranca bu kadar yaklaşılmışken, aynı çok yönlülüğü modern ustalardan beklemek bir haksızlık; doğru. Fakat satrancın bu karakterlerle güzelleştiği bir gerçek ve bu zenginlikleri özlememiz, en az sözü geçen haksızlığımız ölçüsünde haklı! 

- Checkmate in Prague, Ludek Pachman (Faber & Faber, 1975)
Devamını oku

"Mürekkep Savaşı"


Dünya Takımlar Hızlı Satranç Şampiyonası'nda Kramnik ile yapılan röportajı izlediniz mi? Kendisine, "geçmişin oyuncuları ile teknolojinin sağladığı imkanlarla yetişmiş yeni nesil ustalar arasındaki fark nedir?" minvalinde bir soru sorulmuştu. 14. Dünya Şampiyonu, genç isimlerin inanılmaz iyi hesap yaptıklarını belirtirken, daha somut olduklarını dile getirmişti. 'Daha somut'? Devamyollarının derinlemesine hesaplanması şüphesiz her daim önemliydi. Fakat dinamik unsurların giderek öne çıkması, varyantların somut analizini, oyunu kavramsal öğretiler ışığında ele almanın önüne geçirerek günümüzde esas yaklaşıma dönüştürdü.

Zaman makinesine binip yaklaşık 150 yıl öncesine, henüz satranç kitaplarının yaygın olmadığı, turnuvaların ancak birkaç yılda bir düzenlendiği vakitlere gidelim. Belki de bu çoraklığın ta kendisidir ustaları yaratıcı potansiyellerini ortaya koyma konusunda motive eden. Düşünsenize; açılışların ele alınış biçimleri, oyunortası teorisi hakkındaki yaklaşımlar, hatta temel oyunsonları konusunda son noktanın konmasının çok uzağındaki oyuncular için, her oyun bir serüvene dönüşür. Reyting sisteminin var olmaması sebebiyle sözü geçen maceraperestlerin, otorite konumuna yükselebilmeleri için önlerinde tek yol bulunur: Teorilerini, elde edecekleri inandırıcı zaferlerle mutlak gerçeğe dönüştürmek!


Satranç çevrelerinde romantizm ile modernite bundan 150 yıl önceki temel tartışma konusuydu. Satranç sahnesinden uzun zaman önce çekilen Morphy'nin yokluğunda, şimdi iki büyük kahraman vardır: Romantik Zukertort ile Modern Steinitz. İki dev arasındaki (kitaba ismini veren) "Mürekkep Savaşı" ise, ünvan maçlarından beş yıl önce başlar: Dünya'nın iki ve üç numaralı oyuncuları Zukertort ve Blackburne, Londra'da karşı karşıya gelirler (Zukertort maçı 7-2 kazanır). Steinitz mücadeleyi The Field'daki köşesinde mercek altına alırken, Zukertort The Chess-Monthly'de Steinitz'in hatalı bulduğu yorumlarını masaya yatırır. Bu noktadan itibaren köşe yazarlarının temel motivasyonları, tezlerinin haklılığını ispat etmeye çalışırken, satrancın nasıl oynanması gerektiği konusunda yargı da dağıtmaktır bir bakıma!


Gelenekçilik ile yenilikçilik her alanda gördüğümüz akımlar. Son dönemlerin özgün yazarlarından Willy Hendriks, akıcı anlatımı ve okurda merak uyandıran sunumuyla, birçoklarınca satrancın en eğlenceli yönü olarak nitelendirilmeyecek tarihini gerçekten de heyecanlı kılıyor. Benzer konumlara getirilen farklı yaklaşımların etkileşim içine girerek satranca nasıl şekil verdiğini kitaptaki örnekler ışığında anlamaya başlıyorsunuz. Akademik kitapların soğuk karakterini taşımayan Mürekkep Savaşı, tarihe meraklı bir satrançseverseniz size harika zamanlar geçirme vaadinde bulunuyor.

- The Ink War, Willy Hendriks (New in Chess, 2022)  
Devamını oku

"Gölgelerin Teorisi"


Günümüzün tartışmalı isimlerinden Soner Yalçın'ın "Teşkilatın İki Silahşoru" kitabının, bana en akıcı gelen eser olduğunu söyleyebilirim. Elbette ki yazarın güçlü bir kaleme sahip olması önemli bir etken; ancak sanırım beni esas cezbeden, gerçek yaşamların, kurgusal biçimde sunulması, olayların dozunda dramatize edilmesi oluyor.

"Dünya Satranç Şampiyonu Alexander Alekhine, 24 Mart 1946 tarihinde Estoril, Portekiz'deki otel odasında ölü bulunur. Sandalyesine yaslanmış şampiyonun üzerinde paltosu, önünde yemeği ile pek de ötesinde sayılmayacak mesafede satranç takımı bulunur.
 

Otopsi raporunu inceleyen doktor, şampiyonun yemeğin boğazına takılması sonucunda boğularak yaşamını yitirdiğini raporlar. Ancak Alekhine'in sözü geçen fotoğrafının tuhaf bir biçimde teatral olması, çokça kişide şüphe uyanmasına sebep olur. Üstelik II. Dünya Savaşı sırasında Alekhine'in faaliyetleri hakkında söylentiler de bulunmaktadır. Alekhine gerçekten de Yahudi satranç oyuncularının seviyesizliği hakkında bir yazı dizisi kaleme almış mıdır? Üst rütbeli Nazi memurlarıyla birlikte çekildikleri fotoğrafları bulunmakta mıdır?"


Paolo Maurensig hakkında sevgili Tarık Selbes sayesinde bilgim oldu. Yakın zamanda vefat eden İtalyan yazarın "Lüneburg Varyantı" isimli kitabının dilimize çevrildiğini de öğrendim ve onu edinerek yola koyuldum. Aynı yazarın, gizemli Mir Sultan Khan'ın ilginç yaşam öyküsünün konu edindiği "Game of the Gods" kitabı da sırasını bekliyor.

Dünya Şampiyonları arasında en enteresan yaşam öykülerinden biri Alekhine'e ait olunca, Maurensig kurgu romanını hangi kahraman etrafında şekillendireceğine pek de zorlanmadan karar vermiş olmalı. 

Satrancın yaşamın küçük bir yansıması olması kadar, kahramanlarının da karizmatik ve gizemli karakterlerden oluşması, yazarlara harika fırsatlar sunuyor. "Gölgelerin Teorisi"ni okuduktan sonra, bu fikrim değişecek mi, çok merak ediyorum.

- Theory of Shadows, Paolo Maurensig (Picador, 2019)  
Devamını oku

Savaş Döneminden Bir Kitap


1995 yılında Verdun / Fransa'daki Avrupa Yaş Grupları Şampiyonası'nda kurulan kitap standını dün gibi anımsıyorum. Satrancın çok derin bir oyun olduğunu bilsem de, yüzlerce çeşit eseri bir arada görmek heyecan verici olduğu kadar şaşırtıcıydı da. Doğru; henüz yabancı dile hâkim değildim ve kitapları fiziki özelliklerine göre değerlendiriyordum. Tüm bu kısıtlara karşın edindiğim yabancı dildeki ilk kitabım, Harry Golombek'in "Capablanca'nın En İyi 100 Oyunu" bugün bile kitaplığımdaki değerli eserler arasında.
 

Geçtiğimiz günlerde çevrimiçi bir müzayedede Golombek'in bir başka kitabıyla, "Modern Satrançtaki 50 Büyük Oyun"la karşılaşınca, hiç düşünmeden pey vermek istedim. İlk olarak 1942'de yayımlanmış eserin 1947 senesine ait baskısıydı karşımdaki. Kitap 40 gün sonra, New in Chess'in 1995 yılı sayılarıyla birlikte elime geçti. Hep övdüğümüz Bell & Sons Yayınevi'nin ciltli eseri, öncekilerden daha ince bir kâğıtla yayımlanmıştı. Derken gözüme bir başka logo çarptı "Kitap Basımı Savaş Ekonomisi Standardı".
 

II. Dünya Savaşı sırasında yapılan bu düzenlemeyle, ekonomik anlamda da çok sıkıntılı olan sürecin atlatılması amaçlanmıştı. Evet, kâğıt gerçekten de inceydi; ancak şömizli bez cilt ve olağanüstü dizgi de 'Bell & Sons standardı'nı koruyordu.

Harry Golombek, hizmetlerinden ötürü "Order of British Empire" ünvanıyla taltif edilmiş bir satranç ustası, hakemi ve yazarı. İngiliz Şampiyonası'nı üç defa kazanan ismin savaş dönemindeki şifre kırıcılar arasında yer alması ise akıllara Enigma filmini getiriyor.
 

Bu eserinde, 20. yüzyılda saygın ustalar arasında oynanmış 50 partiye yer veren Golombek, 'az ama öz analiz' çizgisini korumuş. Oyunlar öncesinde kazanan ismin okura kısa tanıtımı, partinin özünü vurgulayan kısa notlar ve her karşılaşma için (yalnızca) bir diyagram. Özellikle bu son özelliğin, savaş ekonomisinden (tasarruf dönemi) kaynaklandığına inanıyorum.

Şartlar ne kadar zor olursa olsun, satranç ustaları tahta başında yer almanın yolunu bir şekilde buluyorlar. Yarım kalan Mannheim 1914 Turnuvası'nda tutuklanan oyuncular, 1939 Buenos Aires Olimpiyatı sonrasında ülkelerine dönemeyen ustalar ve şimdi de Rusya-Ukrayna gerilimi arasında sıkışmış isimler... Satranç onlar için bir tutku, ama bazen de bir kaçış yolu.

- Fifty Great Games of Modern Chess, Harry Golombek (Bell & Sons, 1947 {1942}) 
Devamını oku

"Şanslı Kurban"


Özünde bireysel bir branş olan satrançta, takım müsabakalarının keyifli buluşmalardan olduğuna katılır mısınız? Bu fikri taşıyanların temel savı şu olmalı: Her insan gibi etkileşimde bulundukça yaşamdan keyif alan satrançsever, '64 kareli dünya'daki yalnızlığını, arkadaşlarıyla oyun dışında birlikte vakit geçirerek kompanse etmeye çalışır. Bu tür turnuvalarda aklımda kalan bir espri, takımın 1. masasında oynayan arkadaşa takılan o muzip isimdi: "Kurban"!

Çalkantılı kariyerini 70'li yılların başında nihayet yoluna koyan Fischer'ın prestijli ünvana eninde sonunda kavuşacağı satranç çevrelerince beklenmektedir. Ancak Spassky'nin karşısına çıkabilmek için aşılması gereken engeller hiç de kolay değildir ve ilk duraktaki rakip Mark Taimanov olur. Günümüzde 'Taimanov' ismini açılış teorisine olan katkıları (1 e4 c5 2 Af3 Ac6 3 d4 cxd4 4 Axd4 e6 5 Ac3 Vc7 / 1 d4 Af6 2 c4 c5 3 d5 e6 4 Ac3 exd5 5 cxd5 d6 6 e4 g6 7 f4 / 1 d4 Af6 2 c4 e6 3 Ac3 Fb4 4 e3 Ac6) ve Bobby Fischer karşısındaki Adaylar Maçı ile anımsıyoruz. İşte fotoğraftaki kitap da bu tarihi buluşmayı kaybedenin penceresinden ele alıyor. 

Maçta Fischer'ın son dönemlerde elde ettiği başarılarıyla kuvvetli Sovyet usta karşısında favori olduğu bir gerçektir. Ancak sahip oldukları satranç atmosferi, açılışlardaki kuvvetli hazırlıkları, zengin satranç literatürü ve belki de en önemlisi kazanma alışkanlıklarıyla Sovyet temsilciler hiçbir zaman kolay rakipler değildir. Fakat Vancouver'daki, 10 oyunluk maç Taimanov açısından felaketle sonuçlanır: 0-6! 

Kariyerine 20 yıl ara verdikten sonra, Asrın Maçı'nın rövanşında Spassky'yle karşılaşmak için satranç sahnesine geri döner Fischer. Oysa devir çok değişmiştir ve Satranç Olimposu'nda artık gizemli Amerikalı değil, disiplinli Kasparov ile Karpov yer almaktadır. Tam da bu zamanlarda Taimanov'a 21 yıl önceki maç hakkında bir kitap hazırlama teklifi sunulur. "Bobby Fischer'ın Kurbanıydım" ifadesini gördüğümde, eserin Batılı satrançseverler için daha ilginç kılanabilmesi için bu isimle çevrildiğini düşünmüştüm. Oysa yayımcının önsözünden, ismi belirleyenin bizzat yazarın kendisi olduğunu öğreniyorsunuz. Detaylı ve öğretici oyun analizlerine geçmeden önce sunulan metinlerde, aynı zamanda önemli bir piyanist olan Taimanov'un Fischer'a olan hayranlığının izlerini görüyorsunuz. Ama beni esas etkileyen yazarın kendisiyle barışık olmasıydı:

"...Diplomatik satrançseverlerin bana Fischer hakkında sorular sormaktan çekindiklerini gözlemliyorum. Buradaki bahaneleri istemsizce incelik gösterip, korkunç adı anımsatabilecek tek bir hatırlatıcının, yaşlanmakta olan Büyükusta'da travmalarla yeniden yaralar açacak olması. Hassasiyetlerini takdir etsem de, fikri tümden reddediyorum. Fischer karşısındaki 1971 Adaylar Çeyrek Final Maçı bana en büyük üzüntüleri ve (detaylarına daha sonra değineceğim) uzun soluklu sorunları getirmiş olsa da, düelloyu yaşamımın en parlak olaylarından biri olarak hatırlıyorum. Satranç tarihinde saygın bir yere sahip olağanüstü Büyükusta'yla karşılaşmış son birkaç isimden biri olmak bana mutluluk verdiği gibi, feci neticeye karşın, oyunların içerikli ve mücadeleli geçmeleri, genel bir kabuldür..."

'Bildiğim Fischer', 'Çileli Düello' ve 'Akıbet' Taimanov'un kaleminden dökülen bölümler. Bu noktadan sonra yayımcı inisiyatif alıp 'Çevirmenin Notu', 'Ek Oyun ve Kaynaklar', '45 Yıl Sonra' ve '12 Enteresan Konum' gibi kitaba onu bir biçimde modernize eden kısımlar eklemiş.

Özetle Taimanov'un eserinde, nasıl bir kitap yalnızca ismiyle değerlendirilmemeliyse, bir maçın da yalnızca sonucuyla yargılanmaması gerektiğini öğreniyorsunuz.

- I was a Victim of Bobby Fischer, Mark Taimanov (Quality Chess 2021) 

Devamını oku

Unutulmaz Röportajlar


Bir satranç kitabı kapağında 'Unutulmaz' ifadesiyle karşılaştığınızda, aklınıza 11. Dünya Şampiyonu'nun oyun koleksiyonu* gelir. Zamanın ustaları veritabanlarının olmadığı dönemlerde, sırlarını samimi bir biçimde paylaşmaktan uzak durur, kendilerini ifşa edebilecek ipuçlarını, oyun stilleri ile tercihlerini gizlemeyi yeğ tutarlardı. Gizemli Fischer'ın çok fazla detaya girmeyen, ancak nokta atışı analizleri ile Evans'ın giriş metinleri, sözü geçen eserin bir başyapıt olarak kabul edilmesini sağlamışlardı.

Yıllar içinde satrancın ele alınış biçimi de, oyuncuların yaklaşımları da değişti. Bilgiyi saklamak artık imkânsız hale geldiğinden, çare her türlü konumu oynamaya çalışmakta aranmaya başlandı. Spassky'yle özdeşleşen 'evrensel stil' bir anda herkesin idealine dönüştü. Oyuncular zamanla, perde arkasında kalmak yerine, güvenlerini kazanan isimlerle paylaşımlarda bulunarak, tahtadaki fikirlerini satrançseverlere gösterdikleri kadar, seslerini de kendilerine duyurmak istemeye başladılar.

Karakterlerini tahtaya yansıttıklarından çıkarmaya çalıştığımız kahramanları, ne kadar tanıyoruz? Büyüklerimizce paylaşılan anekdotlar, kendi etkileşimlerimiz ve süreli yayınlar dışında konu hakkında başvurabileceğimiz elle tutulur kaynak bulunmuyor. Dergi yayımlama maceramden öğrendiğim bir şey varsa o da şu: Okur, teknik meseleler, ya da güncel turnuva haberlerindan belki daha fazla, röportajları okumaktan hoşlanıyor. Hayal ettiğimiz başarıları elde edenleri farklı kılan unsurlar ne? Güncel meseleler hakkındaki görüşleri neler? Satrançseverleri bir açılış yeniliği veya parlak bir oyun kadar heyecanlandıranlar, tam da bu sorulara verilen yanıtlar oluyor.

Belçikalı satranç gazetecisi Gert Devreese'nin çeşitli gazete ve dergiler için gerçekleştirdiği röportajlar, geçtiğimiz yıl Thinkers Publishing tarafından derlendi. Kasparov'dan Carlsen'e, Friedel'dan Shahade'ye, Afek'ten Yermolinsky'ye, birçok önemli ismin farklı dönemlerde paylaştıkları 35 röportaja tek bir kitapta ulaşmak hakikaten keyifli. Wijk aan Zee turnuvaları direktörü van den Berg'in önsözde belirttiği üzere, "Uzun ve yazılı röportajlar varlıklarını hâlâ sürdürüyorlar". Her şeyin hızlandığı ve çabuk tüketildiği zamanımızda bu nasıl mümkün? Anlatıcıya detaylı hazırlık sonrasında, doğru soruları yöneltip, kendisini hararetli bir sohbetin içine çekerek. Bunu başarabilmek elbette güç, ancak Devreese zorlu görevi başarıyla gerçekleştiriyor.

- My Most Memorable Interviews, Gert Devreese (Thinkers Publishing, 2022)
* My 60 Memorable Games
Devamını oku

Lenin'in Etüde Övgüsü

 
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin kurucusu Vladimir İlyiç Lenin'in merakı, ilerleyen yıllarda satrancın bu ülkedeki gelişimindeki motivasyon kaynaklarından biri olmuştur. Vasily ve Mikhail Platov'un Domination in 2545 Endgame Studies (Kasparian)'de rastladığımız etütlerinin yanıtında şu açıklamayı görürüz:
 

"Satranç kurguculuğunda dikkate değer bir iz bırakan bu güzel oyunsonu etüdü, satrançseverler arasında genel bir beğeniye mazhar olduğu gibi, Lenin tarafından da takdir edilmiştir."
 
Platov Kardeşler, 1909
Konumda iki aday hamle bulunmaktadır: 1 Af3 ve 1 Ae2.

İlk olarak bakılan 1...a1V sonrasındaki 2 Fxd4+ yanıtı sonrasında oluşan piyon finali, fakat bu devamyolunda herhangi bir fark görünmüyor ve sonuç berabere oluyor: 1 Af3 (1 Ae2) 1...a1V 2 Fxd4+ Vxd4 3 Axd4 Şxd4 4 Şg4 Şxd3 5 Şg5 Şe4 6 Şh6 Şf5 7 Şxh7 Şf6! (Şu devamyoluna kaybeden 7...Şg5? yerine: 8 h6 Şf6 9 Şg8 Şg6 10 h7+-) 8 Şg8 Şg5 ve beraberlikle.

Ancak 1 Ae2!! arkasında mükemmel bir başka fikir bulunuyor: 1 Ae2 a1V 2 Ac1!! (D)


 
2...Va5 (Beyaz rakibini 3 Fg5#'le tehdit ediyordu; 2...Vxc1 3 Fg5+ ve 4 Fxc1+-) 3 Fxd4+! Şxd4 4 Ab3+ ve Beyaz kazanır.
 
Devamını oku

Waitzkin ve "Öğrenme Sanatı"

 
Öyle ya da böyle, satrancın son dönemlerde popülerleşmesinde "Vezir Gambiti"'nin önemli bir etkisi bulunuyor. Filmi biraz geriye, 1993 yılına saralım; başka bir yapımın sevdiğimiz oyunu yine ona yabancı olan kitlelerle buluşturduğunu görürüz: "Searching for Bobby Fischer"'ın, ya da ülkemizdeki ismiyle "Masum Hamleler"'in.

Amerikalı IM Josh Waitzkin'in babası Fred'in kitabından uyarlanan filmde, satranç mücadelesinin birey üzerindeki psikolojik açıdan yıpratıcı etkisi ortaya konurken, turnuvalardaki serüvenin, kazanma ve kimi zaman da kaybetmenin güzelliği vurgulanıyordu. Yalnızca satrançta değil, herhangi bir konuda ancak ve ancak onu tutkuyla sevdiğinizde başarılı olabileceğinizi görüyordunuz. O işe görev icabı değil, beklenti içinde olmadan sevgiyle yaklaştığınızda. Anne ve babaların yetenekli çocuklarına nasıl yaklaşması gerektiğinin ipuçları da izleyenlere veriliyordu.

1998 yılı. 'Ulusal Açık' Las Vegas'ta düzenlenmekteydi. Oynayan onca usta kadar, Karpov'un da onur konuğu olmasıyla, daha önce hiç hissetmediğim duygularla bu turnuvaya katıldım. Fakat 15 yaşında olduğunuzda sizi meraklandıran isimlerin başında, Masum Hamleler'in konusu, ya da meşhur ChessMaster programının marka yüzü 'Josh' gelebiliyor!
 

Lputian - Waitzkin, Las Vegas 1998

Sonraki yıllarda kendisinin Büyükusta olmasını beklerken, Waitzkin satranç sahnesinden aniden çekildi. Dövüş sporlarından Tai Chi Chuan'a yönelmesi bende ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. Kitabını gördüğümde ise kendimi "Bir başka kişisel gelişim kitabı mı?" sorusunu düşünürken buluyordum. Oysa ona, babasının suçlayıcı tavırlarıyla yaklaşmamalıydım. Waitzkin: "...Sorunlar vardı. Film yayınlandıktan sonra, artık turnuvalara satrançeverlerin yoğun ilgisiyle karşılaşmadan katılamıyordum. Satranç konumlarına yoğunlaşmak yerine, istemediğim şekilde bir yıldız görünümüne çekiliyordum. Çocukluğumdan beri, satrancın ilerledikçe derinleşen o karmaşıklığı hakkındaki çalışmalarıma değer veriyordum. Tahta başında saatlerimi harcayıp, deneyimlerimi aynı tutkuyla yine satranç, basketbol, okyanus, psikoloji ve sanat hakkında kullanabiliyordum. Oyun benim için coşku verici ve bir o kadar da sakinleştiriciydi. Çünkü merkezinde ben vardım. Satranç benim dostumdu. Fakat bir anda huzur kaçırıcı olarak yabancılaştı..."

Satrancın giderek bir yüke dönüşmesi, Waitzkin'i yeni arayışlara yöneltmişti anlaşılan. İç huzurunu usta olduğu alanı terk edip, tamamen acemi olduğu bambaşka dünyada bulabilmişti. Kendisini mutlu eden başarılar ya da şöhret değil, öğrenme yolculuğunun ta kendisiydi de ondan.

'Akışı hissetmek' fotoğraftaki kitap boyunca Waitzkin'in değindiği bir meseleydi. Oyunları arasında bunu en çok hissettiren ise, Benko Gambiti'ndeki etkileyici zaferi olmuştu:
Klein-Waitzkin, New York 1993: http://www.viewchess.com/cbreader/2017/12/4/Game39810472.html

"Satranç analiz sanatıdır." Tarihte bugün doğan Botvinnik'in hafızlara kazınan özdeyişi. Waitzkin'in kitabı da benzer bir adı taşıyor: "Öğrenme Sanatı - İdeal Performansa Götüren İçsel Yolculuk".

- The Art of Learning, Josh Waitzkin (Free Press, 2007)
Devamını oku

Akiba Rubinstein ve Klasikler


Yazın dünyasında, yoğun talebe karşın, baskıları tükenmiş olduğundan bulunamayarak âdeta birer efsaneye dönüşmüş eserler vardır. Ülkemiz özelinde konuşalım: Samarian'ın Sistematik Antrenman'ı, ya da Palavan'ın Kale Finalleri gibi, Selim Gürcan yeni çevirilerle onları dilimize tekrar kazandırmadan önce Réti'nin Büyükustalar & Modern Görüşler'i ile Nimzowitsch'in Sistemim'i de böyle kitaplardı.

Batılı satrançseverler için Sovyet döneminde yayımlanmış birçok çalışma da bu kategoride ve Razuvaev ile Murakhveri'nin "Akiba Rubinstein" kitabı en başta gelenlerden. Geçmişin içerikli kitaplarına değer veren her satrançseverin bildiği, SSCB devlet yayınevi Fizkultura i sport'un 'kara kitaplar' serisinin belki de en meşhuru sözü geçen bu eserdi. İlk baskıda görülen 75.000 tirajına karşın, kitabın orijinali bulabilmek bugünlerde çok zor. Son yıllarda sunulan birçok kaliteli kitap ve önde gelen yayıneviyle, İngilizce, satranç literatürünün ana diline dönüşmüş olmasına rağmen, 'Taçsız Kral' hakkında kapsamlı bir çalışmaya rastlanmaması, başyapıtın 43 yıl aradan sonra yeniden yayımlanmasının nedeni olmalı. Peki satrancın geçirdiği evrime rağmen, böyle bir klasik hâlâ okunmaya değer mi? Yayımcı Jan Verendel: "...Gelişme heveslisi oyuncuların günümüz satrancının neden ve nasıl bu şekilde oynandığını öğrenebilmeleri için, geçmişin model oyunlarını derinlemesine çalışmadan, modern Büyükustalar aralarındaki karşılaşmaların detaylarına inmemeleri gerektiğine inanıyorum. Rubinstein gibi oyuncuların partilerinde, plan ve tipik fikirlerin çok daha açık ve net biçimde uygulandıklarını görürsünüz. Bu sebeple, böylesi oyunların çalışılması çok öğretici olduğu gibi, oyuncunun satranç anlayışını da zenginleştirecektir..."

Tespit gibi tespit! "Steinitz'in İzinde" başlıklı bölümde Murakhveri Rubinstein'ın biyografisine, parlak oyunlarından kesitler sunarak yer veriyor. Ardından gelen ve 60 oyun içeren "Seçme Partiler" bölümünü Razuvaev kısa, ancak nokta atışı analizlerle okurlara sunuyor. Deneyimli antrenörün "Parlak Anların Mozaği" ile "Rubinstein ve Satranç Teorisi" bölümleri ise birer makaleyi andırıyor.

Onca yılın ardından, analizlerde birtakım düzeltmelere gidilmesi gerektiği muhakkak. Zorlu görevi, kitabı çeviren Deviatkin üstlenirken, dipnotlara en sonda yer verilmesi doğru bir yaklaşım olmuş.

Yazıyı önsözü kaleme alan Gelfand'ın cümleleriyle bitirelim: "Bu kitabı ilk olarak 10 yaşında okudum. Öğleden sonraları okuldan eve geldiğimde her gün oyunlara bakıyordum. Tüm oyunları ezbere bilene dek bu rutini izledim. Kitabı bitirdiğimde ise, onu yeniden okumaya başladım!"

Bir kitabın 'klasik' sayılması, onun okurda uyandırdığı tekrar tekrar okunma isteği olmalı. "Akiba Rubinstein" da her satrançseverin kitaplığında yer alması gereken, öyle bir klasik!

- Akiba Rubinstein, Razuvaev & Murakhveri, Verendel Publishing 2023 (1980)
Devamını oku

"Sovyet Dışlanmışı"


Grigory Levenfish (1889-1961). Çarlık Rusya döneminde doğup, yaşamının önemli bölümünü Sovyet rejimi altında yaşayan satranç oyuncusu. 9. ve 10. Sovyetler Birliği Şampiyonaları'nı kazanıp, sistemin altın çocuğu Botvinnik'le en güçlü olduğu dönemde 6,5-6,5 berabere kalan Büyükusta, neden Batılı satranç çevrelerinde yeterince tanınmıyor? Satranç tarihine pek de meraklı olmayan kimseler için 'Levenfish' ifadesi bugünlerde yalnızca Sicilya / Dragon Varyantı'ndaki o saldırgan devamyolunu (1 e4 c5 2 Af3 d6 3 d4 cxd4 4 Axd4 Af6 5 Ac3 g6 6 f4) anımsatıyor.

Konuştuğu birçok dil ve sahip olduğu entelektüel birikimle bulunduğu ortamlarda iz bırakan Levenfish, tam da bu özellikleriyle Çarlık döneminin güzelliklerini temsil ettiğinden Sovyet otoritelerce hiçbir zaman tutulmaz. Kendilerince o devir bir an önce unutulmalı ve satrançta kazanılacak başarıların, ancak ve ancak rejimin doğru uygulamaları sayesinde elde edildiği mesajı herkese verilmelidir. Eski tüfekler Rabinovich, Romanovsky ve Levenfish'in bundan sonraki görevleri meşaleyi yeni nesile, üstelik onlara yenilerek devretmeleridir.

Yaşamı boyunca kendini göstermek için yeterli fırsatları bulamayan Levenfish, yoksunluğunu yazdığı satranç hatıratıyla gidermeyi amaçlar. Kitaba Somerset Maugham'ın "Özet"inden alıntı yaparak başlar. Epigrafta anlatılmak istenen, insanın yaşadıklarını tüm gerçekliğiyle yeni nesillere aktarma dürtüsüdür.

Ölümünden kısa bir süre önce, kitabını yayımlayacak devlet yayınevi Fizkultura i Sport'un ofisinde Bronstein ile karşılaşır. Üzüntü içinde "Bana ne yaptılar Devik, biliyor musun? Kitabımın yarısını çıkardılar!" der. Oysa iyisiyle kötüsüyle, yaşadıklarını kendi penceresinden satrançseverlerle buluşturmaktır Capablanca'nın, Lasker'in, Rubinstein'ın ve Alekhine'in dostunun arzusu. Sansürlenmiş haliyle dahi olsa kitabının okurlarla buluştuğunu görmek ister, fakat bu dahi gerçekleşmez. "Izbrannye Partii i Vospominaniya" Levenfish'in ölümünden ancak altı yıl sonra, 1967'de yayımlanır.

Quality Chess'in 'Satranç Klasikleri' dizisinin ilk adımı Lipnitsky'nin başyapıtı "Modern Satranç Teorisi Meseleleri"nin çevirisiyle atılmıştı. Zamanla, Sovyet satranç literatürünün köşe taşlarını oluşturan birçok klasik satrançseverle buluştu. Twitter'daki harika paylaşımlarını ve içerikli blogunu takip ettiğimiz Douglas Griffin'in çevirisiyle yayımlanan "Sovyet Dışlanmışı" da serinin en güzel kitaplarından biri. 79 analizli oyun, sansüre maruz kaldığı bilinse de paylaşılan anekdotlar. Fakirlik içinde yaşamını yitirmiş Sovyet dönemindeki burjuvanın yaşadıkları ve 64 kareye yansıttıkları...

- Soviet Outcast, Grigory Levenfish (Quality Chess, 2019 {1967})
Devamını oku

Satranç Analizlerimiz


Bizlere ilginç geldikleri kadar, sizlere de keyif vereceğini düşündüğümüz satranç analizleri yolculuğumuzu paylaşmak istedik. Büyük Mikhail Moiseyevich Botvinnik'in belirttiği üzere, "satranç analiz sanatıdır!".
 
Özen - Roganovic, Pep 2017, 1-0
Geller - Anikaev, Minsk 1979, 1-0 
Kasparov - Duer, Graz, 1981, 1-0
Salwe - Chigorin, Lodz 1906, 0-1
Zinn - Minev, Halle 1967, 0-1
Anand - Kasparov, New York 1995, 0-1
Rubinstein - Hromadka, Maehrisch Ostrau 1923, 1-0
Nimzowitsch - Alapin, St. Petersburg 1914, 1-0
Petrosian - Pachman, Bled 1961, 1-0
Ivanchuk - Csom, Erivan 1989, 1-0
Dört At İskoç Karşısında
Kalıpların Tanınması
Gerasimov - Smyslov, Moskova 1935, 0-1
Kuzmin - Grozspeter, Kuşadası 1990, 1-0
Mengarini - Bisguier, Baltimore 1948, 0-1
Nimzowitsch - Tarrasch, St. Petersburg 1914, 0-1
Rodshtein - Gashimov, Ohrid 2009, 0-1
Velimirovic - Bukal, Yugoslavya 1971, 1-0
Fischer - Kholmov, Havana 1965, 0-1
Steinitz - Selmann, Baltimore 1885, 1-0
Reinisch - Traxler, Hostoun 1890, 0-1
Nalbant - Küçük, Serik 2017, 1-0
Euwe - Alekhine, Zandvoort 1935, 1-0
Kozul - Ataman, İzmir 2015, 1-0
Kupreichik - Sveshnikov, Kujbysev 1986, 1-0
Lasker - Steinitz, Montreal 1894, 1-0
Tuncer - Unat, İzmir 2017, 0-1
Baretic - Pirc, Cateske Toplice 1968, 0-1
Karu - Keres, Yazışmalı 1931, 0-1
Browne - Bisguier, Chicago 1974, 1-0
Short - Kasparov, Saint Louis 2015, 0-1
Vadim Zvjaginsev'in Üç Oyunu
Botvinnik - Tartakower, Nottingham 1936, 1-0
Morozevich - Şanal, Ruma 2017, 0-1
Ding Liren - Aronian, Paris 2013, 1-0
Wagner - Nakamura, Man Adası 2017, 0-1
Short - Kasparov, Londra 1993, 0-1
Grischuk - Vachier-Lagrave, İnternet 2017, 1-0
M. Lubbe - Fridman, Osterburg 2012, 0-1
Bernstein - Najdorf, Montevideo 1954, 1-0
Karpov - Torre, Manila 1976, 0-1
Jinshi Bai - Ding Liren, 2017, 0-1
Tkachiev - Adams, 1999, 1-0
Satrançta Hesaplamanın Önemi
Birbrager - Suetin, Minsk 1964, 0-1
Polugaevsky - Maslov, Moskova 1963, 1-0
Fischer - Incutto, Mar der Plata 1960, 1-0
Klein - Waitzkin, New York 1993, 0-1
Xie Jun - Larsen, Monako 1994, 1-0
Bologan - Sai Agni Jeevitesh, Sitges 2017, 1-0
Karjakin - Esipenko, Riyad 2017, 0-1
Yağız - Yılmaz, Şile 2005, 1-0
Saemisch - Richter, Berlin 1941, 0-1
Medina - Spassky, Gothenburg 1955, 0-1
Ponomariov - Kramnik, Linares 2003, 0-1
Yusupov - Lobron, Nussloch 1996, 1-0
Stein - Portisch, Stockholm 1962, 1-0
Tartakower - Schlechter, St. Petersburg 1909, 1-0
Botvinnik - Kan, Leningrad-Moskova 1930, 1-0
Becker - Tarrasch, Breslau 1925, 1-0
Stoltz - Steiner, Stockholm 1952, 1-0
Nielsen - Carlsen, Bundesliga 2005, 1-0
Reti - Romanovsky, Moskova 1925, 1-0
Reshevsky - Savon, Petropolis 1973, 0-1
Bisguier - Benko, New York 1963, 0-1
Szabo - Honfi, Budapeşte 1950, 1-0
Sämisch - Herzog, Gablonz 1924,1-0
Barcza - Troianescu, Karlovy Vary 1948, 1-0
Vetemaa - Shabalov, Haapsalu 1986, 0-1
Johner - Réti, Dortmund 1928, 1-0
Nielsen - Hillarp Persson, Kopenhag 1998, 0-1
Mikenas - Lebedev, Tiflis 1941, 1-0
Jansa - Hübner, Atina 1969, 0-1
Mattison - Nimzowitsch, Karlsbad 1929, 0-1
Miles - Spassky, Moriles 1978, 1-0
Wolf - Rubinstein, Teplitz-Schönau 1922, 0-1 (Analiz: Max Euwe)
Vaganian - Planinc, Hastings 1974/75, 0-1
Eren - Kamer, Antalya 2019, 1-0
Purdy - Crowl, Yazışmalı 1934, 1-0
Chekhover - Kasparian, Erivan 1936, 0-1
Svidler - Leko, Dortmund 2004, 1-0
Taimanov - Petrosian, Zürih 1953, 1-0
Işık - Demirbağ, Antalya 2020, 0-1
Engels - Euwe, Lahey 1929, 0-1
Ragozin - Sozin, Yazışmalı 1937, 0-1
Radulov - Onat, Atina 1976, 0-1
Devamını oku
  • 2013/1 Sokak No:2 Ege Apartmanı Daire:10 Bostanlı - İzmir / TÜRKİYE
  • +90 536 357 31 56
  • info@analizsatranc.com

PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.